Covid-19 Pandemisinin İşyeri Kiralarına Etkisi

Arslan | Ataman > Makale ve Yayınlar > Uncategorized > Covid-19 Pandemisinin İşyeri Kiralarına Etkisi

COVID-19 SALGINININ İŞ YERİ KİRALARINDA KİRACININ  KİRA BEDELİNİ ÖDEME BORCUNA ETKİSİ 

Dr. Öğr. Üyesi M. Tolga Özer (1)

Çin’in Vuhan eyaletinde 01/12/2019’da başlayan Covid-19 salgınına ilişkin  ülkemizdeki ilk vaka 10/03/2020’de duyurulmuş, 11 Mart tarihinde ise Dünya Sağlık  Örgütü (WHO) tarafından salgının pandemi haline geldiği ilan edilmiştir. Uzmanlar,  salgının yayılmasını engellemek için alınması gereken en önemli tedbirin sosyal  mesafenin artırılarak, insanlar arasındaki temasın azaltılması olduğunu sürekli olarak  dile getirmektedir. Ülkemizde de bu amaçla vatandaşlar devletin yetkili organları  tarafından evde kalmaları yönünde defaatle uyarılmış ve 21/03/2020 tarihli  genelgeyle 65 yaş üstü ile kronik hastalığı olan kişilerin, 03/04/2020 tarihli  genelgeyle 20 yaş ve altındaki çocuk ve gençlerin(2); daha sonra ise hastalığın yoğun  olarak görüldüğü 31 ilde hafta sonlarıyla sınırlı olarak tüm vatandaşların sokağa  çıkmaları yasaklanmıştır. Sokağa çıkma yasaklarının yanında; kuaförler, spor  salonları, bar ve kafeler gibi çeşitli iş kollarının faaliyetlerinin geçici olarak  durdurulması gibi çeşitli tedbirler alınmıştır.  

Vatandaşlara evde kalmaları yönünde yapılan uyarılar ve alınan tedbirler salgının  yayılmasını önlemekte, ancak kaçınılmaz şekilde ülkedeki ticari hayatı  yavaşlatmaktadır. Ticaret hayatındaki kişilerin en büyük endişelerinden biri ise iş  yapamamalarına rağmen ödemek durumunda kalacakları kira bedellerinin altından  nasıl kalkacaklarıdır. Çalışmamız kapsamında cevabı aranan soru ise bu istisnai  dönemde iş yeri kiralarına ilişkin olarak kiracıların sözleşmede kararlaştırılan kira  bedelini ödemekle yükümlü olup olmadıkları, kiracıların başvurabileceği herhangi  bir hukuki imkânın bulunup bulunmadığıdır.  

Bu bağlamda ilk olarak 26/03/2020 tarihinde Resmî Gazete’de (3) yayınlanan 7726  Sayılı Kanun’un iş yeri kiralarına ilişkin geçici 2. maddesinin içeriği incelenecek,  daha sonra idarenin kararıyla faaliyetleri geçici olarak durdurulan iş yerlerine ilişkin  sözleşmeler ile salgın döneminde de faaliyetlerini sürdüren/sürdürebilen iş yerlerine  ilişkin sözleşmeler ayrı ayrı ele alınacaktır.  

        A) 7226 Sayılı Kanun’un Geçici 2. Maddesinin İş Yeri Kiralarına  Etkisi  

Ülkemizde Covid-19 salgınının başlamasından sonra çıkarılan 7226 Sayılı Kanun’un  iş yeri kiralarına ilişkin geçici 2. maddesi şu şekildedir; “1/3/2020 tarihinden  30/6/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi kira  sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz”.  

Kira sözleşmelerinde kiracının asli borcu kira bedelini ödemektir (bkz. TBK. m.  313). Kira bedelinin ödenmemesi, gerekli diğer şartların da bulunması durumunda,  kiracının borçlu temerrüdüne düşmesine neden olacaktır. TBK. m. 315‘te ise  kiracının temerrüdüne ilişkin özel bir düzenleme yer almaktadır. Bu düzenleme  uyarınca; kiracının, kiralananın teslim aldıktan sonra muaccel olan kira bedelini veya yan giderleri ödemede temerrüde düşmesi durumunda kiraya veren, ifa için yazılı  olarak uygun bir süre tanıması ve bu süre içerisinde kiracının borcunu ifa etmemesi  halinde sözleşmeyi feshederek, kiralananı tahliye edebilmektedir4.  

Kira bedelinin zamanında ödenmemesi durumunda kiracının tahliye edilmesine imkân veren diğer bir düzenleme ise TBK. m. 352 f. 2’dir. Söz konusu hüküm  uyarınca konut ve çatılı iş yeri kiralarında “kiracı, bir yıldan kısa süreli kira  sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde  ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için  kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının  bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona  erdirebilir”. Kanun koyucunun bu düzenlemeyi getirmesindeki amaç kiracıların, kira  bedellerini geç ödemeyi alışkanlık haline getirmesini önlemektir. Buna göre;  kiracıya, kira bedelini ödememesi nedeniyle aynı kira yılı içerisinde iki “haklı ihtar” yapılması durumunda, kiraya veren kira dönemi sonunda açacağı bir dava ile  taşınmazı tahliye edebilmektedir. 

7226 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin amacı ise iş yeri kiralarında, kiracıların  01/03/2020 ile 30/06/2020 arasında muaccel olan kira bedellerini ve/veya yan  giderleri ödemede temerrüde düşmeleri halinde TBK. m. 315 ve 353 f.2 uyarınca kira  sözleşmelerinin feshedilmesini engellemektir. Her ne kadar geçici 2. maddenin  lafzında sadece “kira bedelinin ödenmemesi” durumunda sözleşmenin  feshedilmeyeceği yer almaktaysa da hükmün amaca uygun olarak yorumlanması ve  kira bedelinin dışında, yan giderlerin ödenmesinde temerrüde düşülmesi durumunda  da sözleşmenin feshedilmeyeceği kabul edilmelidir.  

Geçici 2. madde iş yeri kiralarında 01/3/2020-30/06/2020 dönemine ilişkin kira  bedellerinin ifasında temerrüde düşülmesi durumunda TBK. m. 315 uyarınca  sözleşmenin feshedilmesini önlediği gibi, kira bedelinin zamanında ödenmemesi  nedeniyle kiracılara yapılan ihtarların TBK. m. 353 f. 2 kapsamında  değerlendirilmesini de engellemektedir. Bu dönemde işleyen kira bedellerine ilişkin  yapılan ihtarlar, TBK. m. 355 f. 2 bağlamında “haklı ihtar” olarak kabul  edilemeyecek ve kiracının tahliye edilmesine için imkân vermeyecektir(5). 

7226 Sayılı Kanun ile getirilen düzenleme, iş yeri kiralarında Mart başından Haziran  sonuna kadar olan 4 aylık periyotta işleyecek kira bedellerinin ödenmemesi  durumunda, kira sözleşmesinin feshedilmesini engellemektedir. Ancak, söz konusu  düzenleme kiraya verenin bu döneme ilişkin kira alacağını ortadan kaldıran veya kira  borcunu ifa etmeyen kiracıların temerrüde düşmesini tamamen engelleyen bir  düzenleme değildir. Diğer bir ifadeyle, belirtilen 4 aylık dönem içerisinde kira  bedelinin ödenmemesi ve gerekli diğer şartların varlığı halinde kiracıların borçlu  temerrüdüne düşmesi mümkündür. Geçici 2. madde sadece borçlu temerrüdünün alacaklıya tanıdığı sözleşmenin feshi hakkının kullanılmasını önlemektedir. Ancak,  kiracı aleyhine borçlu temerrüdünün diğer sonuçlarının oluşmasına bir engel  oluşturmamaktadır. Bu durumda, belirtilen 4 aylık periyot içerisinde işleyen kira  bedellerinin ödenmemesi durumunda TBK. m. 120 uyarınca kiracılardan temerrüt  faizi talep edebilmesi mümkün görünmektedir.

          B) İç İşleri Bakanlığı’nın Genelgesiyle Faaliyeti Durdurulan İş  Yerlerine İlişkin Kira Sözleşmeleri 

Covid-19 salgının durdurulması amacıyla İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılan bir  genelgeyle; tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu, nişan/düğün salonu,  çalgılı/müzikli lokanta/kafe, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane,  kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, her  türlü oyun salonları, her türlü kapalı çocuk oyun alanları (AVM ve lokanta  içindekiler dahil), çay bahçesi, dernek lokalleri, lunapark, yüzme havuzu, hamam,  sauna, kaplıca, masaj salonu, SPA ve spor merkezlerinin faaliyetleri geçici bir  süreliğine 16 Mart 2020 saat 24:00’den itibaren durdurulmuştur (6). Faaliyeti  durdurulan bu iş yerlerine ilişkin kira sözleşmesinin akıbetinin ne olacağı, kiracıların  bu iş yerlerine ilişkin kira bedellerini ödeme yükümlülüklerinin devam edip  etmeyeceği ise cevaplanması gereken bir husustur. 

Bilindiği üzere, kira sözleşmeleri sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerdir. Kira  sözleşmelerine bu sürekli borç ilişkisi niteliğini kazandıran ise kiralayanın, kira  konusu şeyi sözleşmede öngörülen kullanma amacına uygun şekilde teslim etmenin  yanında, sözleşme süresi boyunca kiralananı bu durumda bulundurmakla da yükümlü  olmasıdır (bkz. TBK. m. 301). Kiralananda yürütülmesi kararlaştırılan faaliyetin  idare tarafından geçici olarak durdurulması ise kiraya verenini TBK. m. 301’den  doğan bu sürekli edim yükümlülüğünü ifa etmesini imkânsız hale getirmektedir.  Ancak, bu imkânsızlık durumu sürekli değil, geçicidir. Zira söz konusu iş kollarında  faaliyet gösterilmesi tamamen değil, sadece salgının yayılmasın önlemek amacıyla  geçici olarak durdurulmuştur. Bir borcun ifasını sürekli olarak değil, belirli bir zaman  ile sınırlı olarak engelleyen bu gibi durumlar öğretide “geçici ifa imkânsızlığı” olarak  isimlendirilmektedir (7).  

Hukukumuzda sürekli ifa imkânsızlığının sonuçları düzenlenmesine rağmen (bkz.  TBK. m. 136 vd.), geçici ifa imkânsızlığına ilişkin özel bir düzenleme  bulunmamaktadır. Öğretide ise geçici imkânsızlık halinde ifayı engelleyen durum  ortadan kalkana kadar borçludan aynen ifanın talep edilmeyeceği, ancak bu durumun  borcu ortadan kaldırmadığı ve borçlunun, borcun ifa edilmemesinin sonuçlarından  sorumlu olmaya devam edeceği kabul edilmektedir. Geçici imkânsızlığın borçlunun  kusurundan kaynaklanmadığı durumlarda dahi borçlu yüklenmiş olduğu edimi hiç  veya gereği gibi ifa etmemesinin kusura bağlı olmayan sonuçlarından sorumlu  olacaktır. Örneğin; borçlunun geçici imkânsızlık nedeniyle temerrüde düşmesi  durumunda, alacaklı sözleşmeden dönebilecektir. Zira sözleşmeden dönme hakkının  kullanılması için mütemerrit borçlunun kusurlu olmasına gerek yoktur8.  

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bir kararında “geçici imkânsızlığın varlığı,  beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu  getirir. Bu konudaki kural “ahde vefa-söze sadakat” ilkesi gereği tarafların  sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o  sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller hem de bir  başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici  imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine “akde tahammül  süresi” denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya  göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir” diyerek, geçici imkânsızlık  durumunda borçlunun ifa yükümlülüğünün sona ermediğini, bununla birlikte ifayı  engelleyen durumun tarafların “akde tahammül” sınırını aştığı hallerde sözleşmenin sona erdirilebileceğini kabul etmiştir 9. Her ne kadar sözleşmenin hangi hukuk  kurumuna dayanılarak sona erdirilebileceği açıkça belirtilmiş olmasa da karar  metninde 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun karşılıklı borç yükleyen  sözleşmelerde temerrüdü düzenleyen 106. maddesine ilişkin yapılan tartışma  nedeniyle, gerekli şartların bulunması durumunda temerrüt hükümleri doğrultusunda  dönme hakkının kullanılabileceğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.  Şu hâlde; idare tarafından konulan yasak nedeniyle kira konusu taşınmasın en başta  sözleşmede belirtilen faaliyetin sürdürülmesine uygun şekilde kiracıya teslim  edilememesi durumunda, kiracının borçlu temerrüdü hükümlerine dayanarak,  sözleşmeden dönebilmesi mümkündür. Bununla birlikte; faaliyet yasağının taşınmazın tesliminden sonra ortaya çıkması ihtimalinde ve/veya kiracıların sözleşme  ilişkisini sona erdirmek yerine başka bir hukuki çözüm istemeleri durumunda hangi hukuki imkân veya imkânlara sahip olduklarının da incelemesi gerekir.  

 Kiralananın sözleşmede belirlenen amaca uygun olarak bulundurma borcunun ihlal  edilmesi, kiraya verenin ayıptan sorumluluğunu doğurmaktadır. Kiraya verenin  ayıptan sorumlu olması kusur şartına bağlanmamıştır. Diğer bir ifadeyle, kiralananın sözleşmeye uygun olarak kullanılmasını engelleyen durumun, kiraya verenin  kaynaklanması zorunlu değildir. Bu bağlamda, kiralanın yasal düzenlemeler  nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan amaçla kullanılamaması da ayıp olarak  değerlendirilmekte ve kiraya verenin sorumluluğunu doğurmaktadır.  

Ülkemizde Covid-19 salgınının önlenmesi amacıyla çıkarılan genelge ile birlikte bazı  iş kollarının faaliyetleri geçici olarak durdurulmuştur. Bu durumda kiralananda hangi  faaliyeti yürüteceğinin sözleşmede kararlaştırılmış olması halinde, faaliyetleri geçici  olarak durdurulan iş yerlerine ilişkin olarak kiraya verenin ayıptan sorumluluğundan söz edilebilir10.  

Öğretide bazı yazarlar; kiraya verenin ayıbı gidermesinin “imkânsız” olduğu  hallerde, kiracının ayıba ilişkin hükümlere başvuramayacağı, bu nedenle Covid-19  salgının nedeniyle idare tarafından getirilen faaliyet yasağı nedeniyle ayıba ilişkin  hükümlerin uygulama alanı bulmasının mümkün olmadığı görüşündedir. Gerçekten  de kiralananın sözleşmede öngörülen amaca uygun olarak kullanılmasını engelleyen  durumun kalıcı olması halinde ifa imkânsızlığı söz konusu olacağından, ayıba ilişkin  düzenlemeler uygulama alanı bulamayacaktır. Ancak, idare tarafından salgının  önlenmesi amacıyla getirilen faaliyet yasağı sürekli değil, geçici bir faaliyet  yasağıdır. Yukarıda da açıkladığımız üzere, geçici imkânsızlık durumunda borcu ve  buna bağlı olarak borcun ifa edilmemesi nedeniyle oluşan sorumluluğu sona  erdirmemekte, sadece ifaya engel olan durum ortadan kalkana kadar aynen ifa  talebinin önüne geçmektedir. Bu nedenle geçici imkânsızlığın, kiraya verenin ayıptan  doğan sorumluluğunu ortadan kaldırdığı yorumunun yapılabilmesi fikrimizce  mümkün değildir. Öğretide de kiraya veren tarafından ayıbın giderilmesinin mümkün  olmadığı hallerde ayıptan doğan sorumluluğun ortadan kalkmadığı, bu durumda  kiracının ayıbın giderilmesi yerine, diğer seçimlik hakları kullanabileceği kabul  edilmektedir11

Ayıp durumunda kiracıların sahip olduğu seçimlik haklar TBK. m. 306 vd.  düzenlenmiştir. Bunlar; ayıbın giderilmesini talep hakkı, ayıbı bizzat onararak,  masrafını kiraya verenden talep hakkı, kiralananın ayıpsız benzeriyle değiştirilmesi ve sözleşmenin feshidir. Kiracı seçimlik haklarının yanında, ayıp ortadan kalkana  kadar kira bedelinden indirim yapılmasını ve kiraya verenin ayıba kusuruyla sebep  olması durumunda, ayıp nedeniyle uğramış olduğu zararların tazminini de talep  edebilir. TBK. m. 306 f. 2 uyarınca, ayıbın giderilmesini talep hakkı diğer haklar karşısında  öncelikli bir konumdadır. Kiracının ayıptan doğan diğer haklara başvurabilmesi için  öncelikle kiraya verene ayıbın giderilmesi için uygun bir süre tanıması gerekir.   

Bununla birlikte, mevcut durumda idarenin koyduğu geçici faaliyet yasağının kiraya  veren tarafından kaldırılması imkânı olmadığından, ayıbın giderilmesini talep  hakkının kullanabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, kiraya verene ayıbın  giderilmesi için herhangi bir süre tanınmasına gerek olmadan diğer hakların  kullanılabilecektir. Ancak, kiracının başvurabileceği haklar da sınırlıdır. Zira faaliyet  yasağı sadece idare tarafından kaldırılabileceğinden, kiracının ayıbı bizzat gidererek,  masrafını kiraya verenden talep edebilmesi veya kiralananın ayıpsız bir benzeri ile  değiştirilmesini talep edebilmesi imkânı da yoktur. Bunlara ek olarak; salgın ve  bunun sonucunda çıkarılan faaliyet yasağı kiraya verenin kusurundan  kaynaklanmadığından, kiraya verenden ayıp nedeniyle tazminat talebinde  bulunulabilmesi de mümkün değildir. Bu durumda kiracının elinde kalan haklar, kira  bedelinde indirim ve sözleşmenin feshidir.  

Kiracının elinde olan ilk imkân TBK. m. 307 uyarınca faaliyet yasağı kalkana kadar  kira bedelinden indirim talep etmektir. İndirim talep edebilmesi için kiraya verenin  kusurlu olması ise şart değildir, ayıp kiraya verenden kaynaklanmasa dahi indirim  talep edilebilmektedir12. Kanun koyucu indirim miktarının “ayıpla orantılı” olacağını  hükme bağlamıştır. Bu durumda indirim oranı belirlenirken nisbi yöntem  kullanılacak ve ayıp nedeniyle kiralananın sözleşmede öngörülen amaç  doğrultusunda kullanılması ne oranda azalıyorsa, indirim de bu oranda yapılacaktır13.  Somut olayda, faaliyetleri idare tarafından geçici olarak durdurulan iş yerlerinde  sözleşmede öngörülen kullanım amacının yasak süresi boyunca tamamen ortadan  kalktığı açıktır. Şu hâlde; kanunda benimsenen nisbi metodun kullanılması  durumunda yasak süresi boyunca kiracılardan kira bedeli talep edilemeyecektir.  Ancak, faaliyet yasağı boyunca kira bedeli elde edilememesinin kiraya verene  ekonomik açıdan vereceği zarar ile kiracının elde edeceği menfaat arasında büyük bir orantısızlık olması durumunda kiracının sözleşmenin feshi yerine bedelde indirim hakkından yararlanarak kira bedelini ödemekten tamamen kurtulmak istemesi TMK.  m. 2 uyarınca hakkın kötüye kullanılması teşkil edebilir. Kiracının elindeki bir diğer imkân ise sözleşmenin feshidir. TBK. m. 306 f. 2  uyarınca; kiralanın sözleşmede öngörülen kullanışlılığını ortadan kaldıran veya  önemli ölçüde azaltan bir ayıbın söz konusu olması durumunda, kiracı fesih hakkını  kullanabilmektedir. Sözleşmenin feshi için ayıbın kiraya verenin kusurundan  kaynaklanmasına ise ihtiyaç yoktur. Bu bağlamda, idare tarafından faaliyetleri  yasaklanan iş kollarının birçoğunun hizmet sektörü içerisinde yer aldığı ve bu sektör  açısından birkaç ay iş yapamamanın ekonomik açından büyük zorluklar getirdiği  düşünüldüğünde mevcut olayda önemli bir ayıbın söz konusu olduğu söylenebilir.  

         C) Faaliyeti Süren İş Yerlerine İlişkin Kira Sözleşmeleri 

Faaliyeti idare tarafından yasaklanmayan yani faaliyetlerini salgın süresince de  sürdürebilen iş yerlerine ilişkin olarak, kiralananın sözleşmede öngörülen amaca  uygun olarak bulundurulması yükümlülüğünün ihlali söz konusu olamaz. Bu nedenle  kiracıların, kiraya verene karşı temerrüt veya ayıp hükümlerine başvurabilmesi  mümkün değildir. Bununla birlikte, salgın nedeniyle iş hacimlerinde önemli düşün  olan bu iş yerlerinin elinde sözleşmenin uyarlanması talep imkânı bulunmaktadır14

TBK. m. 138 uyarınca; sözleşmenin taraflarınca öngörülemeyen ve öngörülmesi de  beklenmeyen olağanüstü bir durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya  çıkması ve bu yeni ortaya çıkan durumun borçludan ifanın istenmesini dürüstlük  kuralına aykırı düşecek derecede zorlaştırması halinde, hâkimden sözleşmenin  değişen şartlara uyarlanması istenebilmektedir.  Dünya üzerinde pandemi haline gelen bir salgın meydana geleceğinin objektif  açından öngörülmesi mümkün olmayan bir olay olduğu açıktır. Bu durumda,  kiracıların sözleşmede kararlaştırılan kira bedelini ödemesi onlar açısından ekonomik  olarak katlanılamaz hale gelmiş ise sözleşmenin uyarlanması talep edilebilecektir. Ancak unutulmamalıdır ki sözleşme uyarlanırken sadece kiracının değil, kiralayanın  da menfaatleri dikkate alınmalıdır. Diğer bir ifadeyle, tarafların menfaatleri arasında  bir denge oluşturulmalıdır

 

(1) Türk Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı 

(2) 22/03/2020’de çıkarılan ek bir genelgeyle kamu veya özel sektörde çalıştığını belgeleyen  18-20 yaş arasındaki kişiler sokağa çıkma yasağından muaf tutulmuştur. Ek Genelge metni  için bkz: https://www.icisleri.gov.tr/sokaga-cikma-yasagi-bulunan-18—20-yas-arasindaki genclerle-ilgili-istisnalar.

(3) Bkz. 26 Mart 2020 tarih ve 31080 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete. 

(4) TBK. m. 315 f. 2 uyarınca, kiracıya ifa için tanınacak süre 10 günden, konut ve çatılı iş yeri  kiralarında ise 30 günden az olamaz

(5) Aksi yönde bkz. Murat Aydoğdu / Ali Haydar Yağcıoğlu, Kovid-19 Salgınının Borç  İlişkilerine ve Yargılamaya Etkileri, Adalet Yayınevi, Ankara, s. 210.

(6) Kitabımızın 2. baskısının hazırlandığı dönemde bu yasaklar büyük ölçüde kaldırılmıştır.

(7) Ş. Barış Özçelik, Sözleşmeden Doğan Borçların İfasında Hukuki İmkânsızlık ve  Sonuçları, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2014, Cilt 63, Sayı 3, s. 583. 

(8) Özçelik, Sözleşmeden Doğan Borçların İfasında Hukuki İmkânsızlık ve Sonuçları, s.  586 vd.

(9) Karar metni için bkz. Yarg. HGK. T. 28/04/2010, E. 2010/15-193, K. 2010/235.  10 Benzer yönde bkz. Aydoğdu / Yağcıoğlu, Kovid-19 Salgınının Borç İlişkilerine ve Yargılamaya Etkileri, s. 97 vd.

(11) Bu görüşte bkz. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri Cilt I/2, İstanbul,  2008, s. 119-120; Murat İnceoğlu, Kira Hukuku Cilt 1, 12 Levha Yayınları, İstanbul, 2014,  s. 169; Faruk Acar, Kira Hukuku Şerhi(TBK. m. 299-312), İstanbul, 2013, M. 307, N. 15. 

(12) İnceoğlu, Kira Hukuku Cilt 1, s. 203; Acar, Kira Hukuku Şerhi, M. 305, N. 10.  

(13) İnceoğlu, Kira Hukuku Cilt 1, s. 203; Acar, Kira Hukuku Şerhi, M. 305, N. 31; Mustafa  Alper Gümüş, Kira Sözleşmesi, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2012, s. 130; Cevdet Yavuz /  Faruk Acar / Burak Özen, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul,  2014, s. 407. 

(14) Bursa BAM 4. HD. önüne gelen bir olayda, TBK. m. 138 uyarınca Covid-19 salgınının  etkili olduğu döneme ilişkin olarak iş yeri kira bedellerinin uyarlanabileceğini kabul etmiştir.  Karar metni için bkz. Bursa BAM 4. HD. T. 28.09.2020, E. 2020/1103, K. 2020/1008.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.