GSM Operatörlerinin Baz İstasyonundan Kaynaklanan Sorumlulukları

Arslan | Ataman > Makale ve Yayınlar > Uncategorized > GSM Operatörlerinin Baz İstasyonundan Kaynaklanan Sorumlulukları

TAÜHFD, 2021; 3(2): 75-110 Makale Başvuru Tarihi: 25.10.2021 Araştırma Makalesi Makale Kabul Tarihi: 16.11.2021 Forschungsartikel  

GSM Operatörlerinin Baz İstasyonlarından Kaynaklanan Hukuki Sorumluluğu 

Gesetzliche Haftung von Mobilfunkanbieter im Zusammenhang mit  Basisstationen 

Prof. Dr. Zekeriya KURŞAT* 

Dr. Öğr. Üyesi M. Tolga ÖZER** 

Araş. Gör. Gökcen DOĞAN*** 

ÖZ 

Günümüzde cep telefonları günlük hayatın ve iş hayatının ayrılmaz bir  parçası olarak görülmektedir. Cep telefonu kullanımındaki artışla birlikte ha berleşmenin kesintisiz ve aksamadan gerçekleşebilmesi için ilgili altyapının  sağlanması gerekmektedir. Gereken altyapının sağlanmasına yönelik her geçen  gün daha fazla baz istasyonuna ihtiyaç duyulmakta, söz konusu ihtiyaç özel likle kalabalık şehirlerde kurulan baz istasyonu sayısının gün geçtikçe artma sına ve baz istasyonlarının kaçınılmaz olarak yerleşim alanlarına yakın yer lerde kurulmasına sebep olmaktadır. Bu durum ise baz istasyonunun yakının daki yerleşim yerlerinde yaşayan kişileri tedirgin etmekte ve bu kişiler baz is tasyonlarının yaydıkları elektromanyetik dalgalar sebebiyle sağlıklarının teh dit edildiğini öne sürerek baz istasyonlarını işleten GSM operatörlerinin sorum luluklarına başvurmaktadırlar. Yargıtay’ın GSM operatörlerinin sorumlulukla rının var olup olmadığına yönelik farklı kararları olduğu gibi sorumluluğun var lığına hükmettiği durumlarda da zaman zaman benzer olaylar bakımından  farklı sorumluluk sebeplerine dayandığı görülmektedir. Bu nedenle çalışma mızda baz istasyonlarının işletilmesinden kaynaklı olarak GSM operatörlerinin  hukuki sorumluluklarının mevcut olup olmadığı sorusuna cevap aranmıştır. Bu  

* İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, (zkursat@gmail.com). ORCID: 0000-0001-5947-3345. 

** Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı  Öğretim Üyesi, (ozer@tau.edu.tr). ORCID: 0000-0003-4576-4699. *** Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı  Araştırma Görevlisi, (g.dogan@tau.edu.tr). ORCID: 0000-0002-5173-0172.

74 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

kapsamda baz istasyonu işletilmesi sonucunda gündeme gelebilecek olan kusur suz sorumluluk halleri incelenmiş ve bunların yanında baz istasyonu işleten  GSM operatörlerinin dar anlamda haksız fiil veya sözleşmesel sorumluluğunun  doğmasının mümkün olup olmadığı ayrıca ele alınmıştır. 

Anahtar kelimeler: baz istasyonu, baz istasyonu işletilmesi, zarar, tazminat,  tehlike sorumluluğu, yapı malikinin sorumluluğu, taşkın kullanım. 

Legal Liability of GSM Operators Arising from The Operation of a Base  Station 

ABSTRACT 

Nowadays, mobile phones are seen as an integral part of both daily and  business life. With the increase in the use of mobile phones, it is necessary to  provide the relevant infrastructure in order to ensure uninterrupted and punctual  communication. There is an increased need for base stations to provide the nec 

essary infrastructure, and this need causes an unavoidable rise of the number of  base stations established especially in crowded cities and in areas close to set tlements. This situation makes the people living in the settlements near the base  station uneasy and these people apply to the responsibilities of the GSM opera tors, claiming that their health is threatened due to the electromagnetic waves  emitted by the base stations. It is seen that the Turkish Court of Appeal has dif ferent decisions regarding the existence of liabilities of GSM operators. Whereas  there are cases in which it has ruled that there is liability, from time to time it is  based on different reasons for the liability of GSM operators in terms of similar  events. This study aims to find an answer to the question of whether GSM oper ators have legal liabilities due to the operation of base stations. In this context,  the cases of strict liability that may arise as a result of the operation of the base  station are examined and it is also discussed whether it is possible for the GSM  operators to have tortious act or contractual liability in the narrow sense. 

Keywords: base station, base station operation, damage, compensation, danger  liability, property owner’s liability, excessive use

Kürşat-Özer-Doğan 75 

Giriş 

Mobil iletişim araçları hayatımızın vazgeçilmez unsurları haline  gelmiştir. Günümüzde insanlar haberleşme ihtiyaçlarının neredeyse ta mamını bu cihazlar aracılığıyla karşılamaktadır. Mobil iletişim araçları  aracılığıyla gerçekleşen haberleşme ise GSM1 operatörleri ya da teknik ta birle mobil şebeke işletmecileri2 tarafından kurulan baz istasyonları üze rinden yapılmaktadır.  

Cep telefonları ve diğer mobil cihazların kullanılmasındaki artışla  orantılı olarak baz istasyonu ihtiyacı da artmakta ve yerleşim yerlerindeki  binaların çatıları veya yüksek noktaları her geçen gün bu cihazlarla daha  çok dolmaktadır. Yerleşim yerlerindeki baz istasyonu sayısının artma 

sıyla birlikte bunlara ilişkin hukuki uyuşmazlıkların sayısında da artış ya şanmıştır. İnsanlar mobil cihazlarını kullanmaya devam etmeyi istemekte  ancak kendi yaşam çevrelerinde baz istasyonu bulunmasına şiddetle  karşı çıkmaktadır. Yakın çevrelerinde baz istasyonu bulunanlar bunların  kaldırılması için ve/veya yakınlarında baz istasyonu inşa edilmesi nede niyle tazminat talebiyle davalar açmaktadır.  

Makalemiz kapsamında cevabını aradığımız soru baz istasyonu  işletilmesi nedeniyle özellikle GSM operatörlerinin herhangi bir hukuki  sorumluluğunun gündeme gelip gelmeyeceğidir. Bu sorunun cevabının  bulunabilmesi için ilk olarak Türk hukukundaki sorumluluk kaynakları  genel olarak ele alınacak, bunu takiben baz istasyonu işletilmesinin bu  sorumluluk kaynaklarından herhangi birinin kapsamına girip girmediği  sorusuna cevap aranacaktır.  

1 GSM, mobil haberleşme için küresel sistem anlamına gelen “Global System for Mo bile Communication” ifadesinin kısaltmasıdır. 

2 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu m. 3(z) bendi uyarınca işletmeci  “Yetkilendirme çerçevesinde elektronik haberleşme hizmeti sunan ve/veya elektronik  haberleşme şebekesi sağlayan ve alt yapısını işleten şirket” olarak tanımlanmıştır. Bu  tanım uyarınca elektronik haberleşme alt yapısı niteliğinde olan baz istasyon 

larını kuran ve/veya işleten şirketler Kanun kapsamında ‘işletmeci’ sıfatını ha izdir.

76 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

  1. Türk Sorumluluk Hukukunun Genel Yapısı  

Türk Hukuku’nda sorumluluk kaynakları “Borç İlişkisinin Kaynak ları” başlığı altında TBK. m. 1-82 arasında düzenlenmiştir. Kanunda sayı lan bu borç kaynakları; sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmedir.  Kanunda öngörülmüş bu üç kaynak dışında farklı hukuki sebeplerin de  bir borcun doğmasına sebep olabilmesi mümkündür (örneğin; vekâletsiz  iş görmeden doğan borçlar, yakın hısımlar için getirilmiş olan yardım na fakası vb.). Bu nedenle öğretide “diğer sebeplerden doğan borçlar” adı  altında bir dördüncü borç kaynağının da bulunduğu kabul edilmektedir3.  Konumuz bağlamında ise üzerinde durulması gereken borç kaynakları  haksız fiil ve sözleşmelerdir.  

Haksız fiilden doğan borç ilişkilerinin iki kısma ayrılması müm kündür. Bunlardan ilki öğretide “dar anlamda haksız fiil” olarak da ad landırılan hukuka aykırı ve kusurlu bir fiille üçüncü kişiye zarar verilmesi  sonucu ortaya çıkan sorumluluktur. Diğeri ise kusursuz sorumluluk hal leridir. Kusursuz sorumluluğun söz konusu olduğu hallerde, kişinin dav ranışında kusurlu hareket ettiği tespit edilmese de hukuk sistemi onu  meydana gelen zarar nedeniyle sorumlu tutmuştur. Kusursuz sorumlu luk hallerinin kendi içerisinde iki temel türe ayrıldığı söylenebilir4. Bun lardan ilki olağan sebep sorumluluğudur. Olağan sebep sorumluluğunu  düzenleyen hükümlerin ortak özelliği, bir özen yükümlülüğü öngörül müş olması ve bu yükümlülüğün ihlal edilmesi durumunda sorumlulu ğun doğmasıdır (örneğin; TMK. m. 730 kapsamında taşınmaz malikinin  sorumluluğu). Kusursuz sorumluluk türlerinden diğeri ise tehlike so rumluluğudur. Tehlike sorumluluğunun düzenlendiği hallerde kişinin  sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olması veya özen yükümlülüğüne ay kırı davranmasına gerek yoktur. Örneğin tehlike arz eden bir işletmenin  zarara sebep olması sorumluluğun doğması için yeterlidir (TBK. m. 71  kapsamında doğan sorumluluk).  

3 M. Kemal Oğuzman/M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. I, 18. Bası,  Vedat Kitapçılık, 2020, s. 36; Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 25.  Bası, Yetkin Yayınları, 2020, s. 120. 

4 Vito Roberto, Haftpflichtrecht, Stämpfli Verlag, 2013, s. 7-8. 

Kürşat-Özer-Doğan 77 

Aşağıda, baz istasyonu işletilmesi sonucunda gündeme gelebile cek olan kusursuz sorumluluk halleri incelenmiş, bunların yanında baz  istasyonu işleten GSM operatörlerinin dar anlamda haksız fiil veya söz leşmesel sorumluluğunun doğmasının mümkün olup olmadığı sorusu  üzerinde de durulmuştur.  

  1. Baz İstasyonu İşletmecisi Bakımından Gündeme Gelebile cek Olası Sorumluluk Sebeplerinin Değerlendirilmesi 
  2. A) Tehlike Sorumluluğu 

1) Genel Olarak 

Tehlike sorumluluğu modern çağın, özellikle sanayi ve teknoloji  devriminin getirdiği bir sorumluluk türüdür. Bir kimsenin tehlike sorum luluğu kapsamında sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olmasına hatta  objektif özen ya da gözetim yükümlülüğüne aykırı davranmasına dahi  gerek yoktur5. Tehlike sorumluluğunun kabul edildiği hukuk sistemle rinde ‘tehlike arz eden işletmeler’in faaliyetleri sonucunda üçüncü kişile rin uğramış olduğu zararlardan bu işletmelerin sahipleri ve işletenleri,  kusurları veya özen eksiklikleri olmasa dahi sorumlu tutulmaktadır. Bu  nedenle tehlike sorumluluğu, sorumluluk türlerinin en ağırı olarak nite lendirilmektedir6

Türk Hukuku’nda geçmiş dönemde bir takım özel faaliyetlere iliş kin tehlike sorumluluğunu düzenleyen farklı kanun hükümleri (örneğin  2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve 2872 sayılı Çevre Kanunu) bu lunsa da tehlike sorumluluğu ile ilgili genel bir düzenleme yoktu. 6098  sayılı Borçlar Kanunu’nun 71. maddesi ile birlikte hukukumuzda ilk defa  tehlike sorumluluğu genel bir sorumluluk hükmüyle düzenlenmiştir.  TBK. m. 71 f. 1’de “önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden  zarar doğduğu takdirde işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur”.  Hükmün 4. fıkrasında ise “önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür  faaliyetine hukuk düzenince izin verilmişolsa bile, zarar görenler, bu işletmenin  

5 Karl Oftinger/ Emil W. Stark, Schweizerisches Haftpflichtrecht, Band II/2,  Schulthess Polygraphischer Verlag, 1989, § 24, n. 13;  

6 Eren, Genel Hükümler, s. 760.

78 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini iste yebilirler” denilerek, bu sorumluluğun sınırı belirlenmiştir. Öğretide de  ifade edildiği üzere, tehlike sorumluluğunun hukuka uygun bir faaliyet ten doğması durumunda, mağdurun zararının tamamı tazmin edilmeye bilecek, sadece fedakârlığın taraflar arasında denkleştirilmesi söz konusu  olacaktır7.  

TBK m. 71 incelendiğinde, tehlike sorumluluğunun doğabilmesi nin üç temel şartı bulunduğu anlaşılmaktadır. Bunlar; bir işletme faaliye tinin bulunması, bu işletmenin önemli ölçüde tehlike arz etmesi ve zara rın bu işletmenin faaliyeti sonucunda oluşmasıdır. Baz istasyonlarının  

tehlike sorumluluğu kapsamına girip girmediği sorusunun cevaplanabil mesi için ilk olarak tehlike sorumluluğuna ilişkin bu şartların incelenmesi  yerinde olacaktır.  

2) Tehlike Sorumluluğunun Şartları 

  1. a) Bir İşletme Faaliyetinin Bulunması  

TBK. m. 71’de yer alan “işletme” kavramından ne anlaşılması ge rektiği tehlike sorumluluğunun sınırlarının çizilebilmesi için önemlidir.  Zira kanun koyucu tehlikeli bir eşya veya alelade bir faaliyet için değil,  sadece işletmeler için tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Hukuku muzda işletmeye ilişkin bir tanım “ticari işletme” adı altında TTK. m.  

7 Mesut Serdar Çekin, İstanbul Şerhi Türk Borçlar Kanunu- Yürürlük Kanunu C. IM. 71, N. 60, 3. Bası, Vedat Kitapçılık, 2019. Maddedeki “denkleştirme” ifadesi nin teknik olarak “fedakârlığın denkleştirilmesi” anlamında kullanılmadığının  kabulü halinde dahi kanun koyucunun burada bir tazminattan indirim sebebi  getirmek istediği yönünde bkz M. Kemal Oğuzman/M. Turgut Öz, Borçlar Hu kuku Genel Hükümler, C. II, 15. Bası, Vedat Kitapçılık, 2020, s. 199. TBK m. 71/4  hükmünün fedakârlığın denkleştirilmesinin bir uygulaması olmadığı, tazminat  indirimi imkânı veren özel bir düzenleme olarak değerlendirilmesi gerektiği  yönünde bkz. İlhan Ulusan, Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi ve Uygulama Alanı, 2. Baskı, Vedat Kitapçılık, 2012, s. 364-368; TBK m. 71/4 hükmünde örtülü boş luk bulunduğu ve hükümde yer alan “zararlaın uygun bedelle denkleştiril mesi” ibaresinin zararların tazmin edilmesi gerektiği şeklinde anlaşılması ile  boşluğun doldurulması gerektiği yönünde bkz. Başak Baysal, Haksız Fiil Hu kuku, On İki Levha Yayıncılık, 2019, s. 329. 

Kürşat-Özer-Doğan 79 

11’de yapılmıştır. Söz konusu hüküm uyarınca, esnaf faaliyeti için öngö rülen sınırı aşan düzeyde gelir getirmeyi amaçlayan, bağımsız ve sürekli  her türlü faaliyetin yürütüldüğü işletmeler, ticari işletme olarak isimlen dirilmektedir. Ancak öğretideki hâkim görüş, kanun koyucunun tehlike  sorumluluğuna ilişkin genel bir hüküm koyma iradesini de dikkate ala rak, işletme kavramını olabildiğince geniş yorumlamakta ve ticari işlet melerin yanında esnaf işletmeleri ve kamu tüzel kişilerine ait işletmelerin  faaliyetleri sonucunda da TBK. m. 71 uyarınca tehlike sorumluluğunun  doğabileceğini kabul etmektedir8.  

İşletme kavramına ilişkin (özellikle baz istasyonlarından doğan  sorumluluğu yakından ilgilendiren) bir diğer husus, bu kavramın  mekânsal boyutudur. Bir işletmenin, tehlike sorumluluğunun doğması  için, gerçekleştirdiği faaliyetin şirket merkezi içerisinde yer almasına ge 

rek yoktur. Mekânsal açıdan da işletme kavramı geniş yorumlanmakta ve  tehlike arz eden faaliyetin işletme merkezi dışında bir yerde gerçekleş mesi durumunda da TBK. m. 71 kapsamında tehlike sorumluluğunun söz  konusu olabileceği kabul edilmektedir9.  

  1. b) İşletmenin Faaliyetinin Önemli Ölçüde Tehlike Arz Etmesi 

TBK. m. 71 uyarınca her türlü işletme değil, sadece “önemli ölçüde  tehlike arz eden” işletmeler tehlike sorumluluğuna tabidir. Diğer bir ifa deyle, tehlike sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için işletmenin yü rüttüğü faaliyetin, önemli ölçüde tehlikeli olması gerekir.  

TBK m. 71 f. 2; “bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan mal zeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişi den beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar  doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike ar zeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri  

8 İşletme kavramını geniş yorumlayan yazarlar için bkz. Mesut Serdar Çekin,  Tehlike Sorumluluğu, On İki Levha Yayıncılık, 2016, s. 202; Senem Saraç, Türk  Borçlar Kanunu’nda Tehlike Sorumluluğu, On İki Levha Yayıncılık, 2013, s. 33-34Özge Yücel, Türk Borçlar Kanunu’na Göre Genel Tehlike Sorumluluğu, Seçkin  Yayıncılık, 2014, s. 114; Oğuzman/Öz, Genel Hükümler, C. II, s. 194. 

9 Mesut Serdar Çekin, Tehlike Sorumluluğu, On İki Levha Yayıncılık, 2016, s. 205- 206; Çekin, İstanbul Şerhi M. 71, N. 31. 

80 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu  işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır” diyerek, önemli ölçüde  tehlike arz eden işletmeden / faaliyetten ne anlaşılması gerektiğini hükme  bağlamıştır. Kanun koyucu TBK m. 71 kapsamında tehlike kavramını, za 

rarın gerçekleşmesindeki sıklık ve ağırlık derecesini temel alarak tanım lamaktadır. Buna göre; bir işletmenin tehlikeli olarak nitelendirilebilmesi  için ya bu işletmenin faaliyetleri sırasında her türlü özen gösterilse dahi  sık sık zarar doğması ihtimalinin bulunması ya da sık sık zarar doğması  ihtimali bulunmasa bile herhangi bir beklenmedik durumda nitelik açı sından ağır zararların ortaya çıkma potansiyelinin olması gerekir10.  

Kanun koyucu, TBK m. 71 f. 3’te herhangi bir kanunda tehlike so rumluluğu özel olarak düzenlenmiş olan işletmeleri bu hüküm kapsamı  dışında tutmakla birlikte, bu işletmelere benzer tehlikeler arz eden işlet melerin de önemli ölçüde tehlikeli olarak nitelendirileceğini hükme bağ lamış ve bir işletmenin önemli ölçüde tehlike arz edip etmediğinin tespi tinde kıyasen diğer düzenlemelerden de faydalanılabileceğini açıkça TBK  m. 71/f. 3’te belirtmiştir 11

Her ne kadar madde metninde açıkça ifade edilmese de öğretideki  bazı yazarlar, zarar doğurma riski bulunan yeni teknolojileri kullanan iş letmelerin de TBK. m. 71’in kapsamına girdiğini kabul etmektedir. Öğre tide, yeni teknolojilerin beraberinde getirdiği bu risk, gelişim riski olarak  isimlendirilmektedir. Yazarlar, yeni teknolojilerin sık sık veya ağır dere cede zarara sebep olma ihtimalinin bulunduğu kesin olarak bilinmesede  bu tür teknolojileri faaliyetlerinde kullanan işletmelerin de TBK. m. 71  kapsamında sorumlu olmaları gerektiğini savunmaktadır12. Söz konusu  

10 Oftinger/Stark, Band II/2, n. 19 vd. 

11 Oğuzman/Öz, Genel Hükümler, C. II, s. 196; Ulusan, s. 363. 

12 ‘Gelişim riski’ kavramı için bkz. Ergun Özsunay, Türk Hukukunda Gerçek Bir  Boşluk: Yapımcının Sorumluluğu (Amerikan ve Alman Çözümleri ile “Stras bourg Sözleşmesi” ve “AET Yönerge Önerisi”nin Işığında Türk Hukukuna İliş kin Düşünceler ve “Oluşacak Hukukumuz”un Yönlendirilmesine İlişkin Öne riler”, BATİDER, Haziran 1979, C: X, S: 1, s. 109 vd.; Ayşe Havutcu, Türk Hu kukunda Örtülü Bir Boşluk: Üreticinin Sorumluluğu, Ankara 2005, s. 141 vd.; İs viçre hukukunda bkz. Pierre Widmer, “Produktehaftung – Konzept und  Umsetzung”, in Produktsicherheit und Produkthaftung – Neue Herausforderungen 

Kürşat-Özer-Doğan 81 

tartışma cep telefonu hizmeti veren şirketlerin kurdukları baz istasyonla rının TBK. m. 71 kapsamına girip girmeyeceği açısından önem arz etmek tedir. Bu nedenle konu aşağıda “Baz İstasyonlarının Tehlike Sorumluluğu  Kapsamına Girip Girmediği Hususu” başlığı altında baz istasyonları öze linde incelenmiştir.  

  1. c) İşletmeye Özgü Karakteristik Tehlike ve Zarar Arasında İlliyet Bağı Bulunması 

TBK. m. 71 uyarınca işletme sahibi ya da işletenin tehlike sorum luluğunun doğabilmesi için gerekli olan son şart, işletmenin yürüttüğü  faaliyet ve karşı tarafa verilen zarar arasında uygun illiyet bağının bulun masıdır. Ancak zararın herhangi bir faaliyet değil, işletmenin niteliği ge reği tehlike arz eden faaliyeti sonucu meydana gelmesi gerekir13.  

für schweizerische Unternehmen (Ed.) Walter Fellmann/Andreas Furrer, Stämpfli  Verlag AG, 2011, 101-119, s. 112 vd.; TBK m. 71 kapsamına girdiği görüşünde  bkz. Refik Korkusuz, “Hukukumuzda Tehlike Sorumluluğu Uygulaması ve  Yeni Borçlar Kanunu Tasarısındaki Düzenleme”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakül 

tesi Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, Gazi Üniversitesi İletişim Fa kültesi Basımevi, 2009, s. 147, 202; Nurcihan Dalcı, “TBK. Md. 71 Bağlamında  İlaç Üreticisinin Tehlike Sorumluluğu”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Eylül Ekim 2014, S: 114, 49-78, s. 76; Çekin, Tehlike Sorumluluğu, s. 277; Çekin, İstanbul  Şerhi, M. 71, N. 23-24 (Çekin, gelişim riskinin tehlike sorumluluğunun kapsa mına girebileceğini kabul etmekle birlikte, burada bir dengenin kurulması ge rektiğini, her türlü teknolojik gelişmenin tehlike sorumluluğunu doğuracağı nın söylenmesi durumunda, bunun ilerlemeyi engelleyeceğini ifade etmekte dir). Gelişim riskinin TBK m. 71 kapsamına girmeyeceği görüşünde bkz. Er dem Büyüksağiş, “Tehlike Esasına Dayanan Genel Sorumluluk Kuralı Üzerine  Eleştirel Değerlendirmeler”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,  2006, C: 8, S: 1, 1-19, s. 14; OR 2020 Tasarısı olarak da adlandırılan İsviçre Borç lar Kanunu Tasarısı m. 50 genel tehlike sorumluluğunu öngörmekle birlikte  hükmün gerekçesinde gelişim riskinin bu hükmün kapsamı dışında kaldığı be lirtilmiştir bkz. Pierre Widmer/Pierre Wessner, Revision und Vereinheitlichung  

des Haftpflichtrechts, Erläuternder Bericht, Bern, 2000, s. 137vd.. 13 Saraç, s. 57 vd.; Yücel, s. 154 vd; Eren, Genel Hükümler, s. 760; Çekin, İstanbul  Şerhi, M. 71, N. 41-42; O. Gökhan Antalya, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt  V: 1, 2, 2. Bası, Seçkin Yayıncılık, 2019, s. 455-456. 

82 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

Yargıtay da konuya ilişkin bir kararında, “tehlike sorumluluğu bir  sonuç sorumluluğu değildir. Gerçekten zarar işletmeye özgür bir tehlikeden doğ mamış yani araya giren bir başka nedenden dolayı meydana gelmişse, işverenin  bu zarardan sorumlu tutulmaması gerekir. Başka bir değişle işyerinin işletilmesi  veya bundan doğan tehlikeler ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı yoksa işve renin sorumluluğundan söz edilemez” diyerek, tehlike sorumluluğunun söz  konusu olabilmesi için zarar ve işletmenin karakteristik tehlike içeren fa aliyeti arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekiğini açıkça ortaya  koymuştur14.  

Şu hâlde, bir zarar mevcut olsa bile işletmenin tehlike arz eden ka rakteristik faaliyetiyle bu zarar arasında uygun illiyet bağının bulunma ması halinde, tehlike sorumluluğundan söz edilebilmesi mümkün değil dir15. Zarar ile faaliyet arasında uygun illiyet bağı bulunduğunu ispat  

yükü ise mağdur üzerindedir. Zira Türk hukukunda tehlike sorumlulu ğunda ispat yükü konusunda genel kuraldan (TMK. m. 6 / TBK. m. 50)  sapan herhangi bir düzenleme yoktur16.  

3) Baz İstasyonlarının Tehlike Sorumluluğu Kapsamına Girip  Girmediği Hususu 

Baz istasyonu işletenlerin TBK. m. 71 kapsamında tehlike sorum luluklarının bulunup bulunmadığının tespiti için tehlike sorumluluğuna  ilişkin şartların baz istasyonları açısından mevcut olup olmadığının ince lenmesi gerekir.  

Gelir elde etmek amacıyla baz istasyonları kuran ve işleten firma ların TBK. m. 71 kapsamında “işletme” sıfatını taşıdıklarına kuşku yok tur. Yukarıda da açıkladığımız üzere, TBK. m. 71’de yer alan işletme kav 

14 Yargıtay 21. HD., E. 2002/7447, K. 2002/8012, 03.10.2002.  

15 Tehlike sorumluluğunda zararın tehlikeli faaliyetten doğmasının yeterli  olmadığı; zararın söz konusu tehlikeli faaliyetin tipik riski sonucu ortaya çık ması gerektiği hakkında bkz. Baysal, s. 318; Roland Brehm, “Die Entstehung  durch unerlaubte Handlungen, Art. 41 – 61 OR Schweizerisches Zivilgesetz buch, Das Obligationenrecht”, Berner Kommentar, 4. Auflage, Stämpfli Verlag,  2013, s. 69.  

16 Yücel, s. 218.

Kürşat-Özer-Doğan 83 

ramı mekânsal açıdan geniş yorumlanmakta ve sadece işletmenin merke zindeki değil, işletmenin merkezi dışındaki tesis ve faaliyetlerini de kap sayacak şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle, cep telefonu operatörlerinin  coğrafi olarak farklı bölgelerde kurmuş oldukları baz istasyonları da on ların işletmesi içerisinde değerlendirilmelidir. Şu hâlde, tehlike sorumlu luğunun ilk şartı olan “faaliyetin bir işletme kapsamında gerçekleşmesi”  şartı baz istasyonları açısından mevcuttur. 

Tehlike sorumluluğu için aranan ikinci şart, işletmenin önemli de recede tehlike arz etmesidir. Bunun için işletmenin faaliyetinin gereken  tüm özen gösterilse dahi sıklıkla veya ağır derecede zarar meydana ge tirme ihtimalinin bulunması gerekir. Baz istasyonlarının yaydığı dalgala rın insan sağlığı açısından tehlike oluşturduğu yönünde çeşitli görüşler  bulunmakla birlikte, Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü’nün  (WHO) raporları dikkate alındığında en azından çalışmamızı kaleme al dığımız tarih itibariyle Uluslararası İyonlaştırmayan Radyasyondan Ko ruma Komisyonu (ICNIRP)’ nun belirlediği standarlara uygun konum landırılan baz istasyonlarının yaydığı sinyallerin canlılar açısından teh like yarattığına ilişkin somut bir veri / kanıt yoktur17.  

17 Dünya Sağlık Örgütü (WHO), baz istasyonları nedeniyle maruz kalınan rad yasyonun, İyonize Olmayan Işımalardan Koruma Komisyonu (International  Committee on Nonionizing Radiation Protection-ICNIRP) tarafından belirle nen limit değerlerin altında kaldığını ve bu nedenle insan sağlığını etkileme yeceğini belirtmiştir (bkz World Health Organization, ‘Electromagnetic Fields  and Public Health’ <https://www.who.int/peh-emf/publications/facts/fs296/  en/> Erişim Tarihi: 8.8.2021. Baz istasyonlarının insan sağlığına etkilerine iliş kin ayrıntılı bilgi için bkz. M. Esin Ocaktan ve Recep Akdur, “Cep Telefonu  Teknolojisi ve Sağlık”, Türkiye Klinikleri Tıp Bilimleri Dergisi, 2008, C: 28, S: 1,  58-65, s. 63-65. Tehlike sorumluluğunda ispat yüküne ilişkin olarak Alman Hu kuku’nda da söz konusu tehlikeye ilişkin olarak düzenlnenen ilgili davranış kurallarına uyulması durumunda -örneğin bu somut olayda baz istasyonları nın güvenlik sertifikasına uygun olarak konumlandırılmasıdır- ispat yükünün genel kural kapsamında zarar görende olacağı kabul edildiği hakkında bkz. Christian Katzenmeier, “BGB § 823 Schadensersatzpflicht”, in Nomos Kommen tar (Ed.) Barbara Dauner-Lieb/Werber Langen, 4. Auflage, Nomos Verlag, 2021, n. 150vd.

84 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

Tehlike sorumluluğu bakımından işletmeler için aranan “önemli  ölçüde tehlike arz etme” şartının somut olaylar bakımından gerçekleşip  gerçekleşmediğinin tespitinde idari organlar tarafından farklı sektörlerde  çeşitli faaliyetler için kullanılan tehlikelilik ölçütlerinden yararlanılabi 

lir18. Ülkemizde de Elektronik Haberleşme Kanunu m. 37/f. 4 uyarınca  Elektonik Haberleşme Cihazları Güvenlik Sertifikası Yönetmeliği’nde be lirlenen güvenlik mesafesine ve limit değerlere uygun bulunan baz istas yonları Bilgi Tekonolojileri ve İletişim Kurumu tarafından düzenlenen  güvenlik sertifikasını müteakiben kurulup faaliyete geçmektedir. Söz ko nusu yönetmeliğin 16. maddesinde ise limit değerin belirlenmesinde  (çevre hukukuna hâkim olan ihtiyatlılık ilkesi19 gereğince) Dünya Sağlık  Örgütü ile ICNIRP’nin belirlediği limit değerlerin altında bir limit değer  belirlenmiştir.  

Bu durumda, mevcut düzenlemelere uygun konumlandırılarak  güvenlik sertifikası alan baz istasyonlarının üçüncü kişilere zarar verdi ğine dair tam olarak kabul görmüş herhangi bir veri bulunmadığından  bu cihazlar aracılığıyla gerçekleştirilen faaliyetin sıklıkla veya ağır dere cede zarara sebep olduğunun söylenebilmesi fikrimizce mümkün değil dir. Bununla birlikte, gelecekte baz istasyonlarının insan sağlığı açısından  zararlı olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığı bir ihtimalde tehlike so rumluluğu için aranan bu şartın da mevcut olduğu kabul edilebilecektir.  

Baz istasyonlarının zarar oluşturduğu her ne kadar somut veri lerle kanıtlanamamış olsa da burada bir gelişim riskinin mevcut olup ol madığı ve bu bağlamda baz istasyonu işletmecilerinin TBK. m. 71 kapsa mında sorumluluklarının bulunup bulunmadığı cevaplanması gereken  

bir diğer sorudur. Gelişim riskini tehlike sorumluluğunun kapsamına so kan yazarlar dahi her yeni teknolojinin “tehlikeli” olarak nitelendirilme sinin mümkün olmadığını, bunun toplumun gelişimini olumsuz yönde  

18 Büyüksağiş, s. 11-12. 

19 İhtiyatlılık ilkesi, henüz mevcut bilimsel olanaklarla tespit edilemediği halde  ileride olası zararlarının belirlenmesi muhtemel olabilecek olayların tehlikele rine karşı korunmak amacıyla önlem alınması anlamına gelmektedir. Ayrıntılı  bilgi için bkz. Kadir Can Özel, “Hukuki Boyutuyla Baz İstasyonları”, Dokuz  Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans  Tezi, İzmir, 2018, s. 21 vd.

Kürşat-Özer-Doğan 85 

etkileyeceğini açıkça ifade etmektedir. Yazarlara göre gelişim riskinin teh like sorumluluğu kapsamına sokulabilmesi için dikkate alınması gereken  somut bir riskin bulunması gereklidir. Bu da ancak alanında otorite olan  kişi veya kurumların dikkate alınır nitelikte çalışmaları sonucunda, bu  teknolojilerin risk içerdiklerinin açıkça ortaya konması ihtimalinde müm kündür20.  

Baz istasyonları açısından konuya yaklaşıldığında ise Dünya Sağ lık Örgütü gibi bütün dünyada konusunda otorite sayılmış olan bir kuru mun baz istasyonlarının sağlık için risk taşıdığına dair herhangi bir bul gusunun olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple, baz istasyonu teknolojisi nin sağlık açısından tehlike arz ettiğine ilişkin kanıtların ortaya konduğu  

döneme kadar baz istasyonları açısından TBK. m. 71 kapsamına girebile cek bir gelişim riskinin de bulunmadığı söylenebilir.  

Tehlike sorumluluğu için gerekli olan son şart, işletmeye özgü ka rakteristik tehlike ve zarar arasında uygun illiyet bağının bulunmasıdır.  Yukarıda belirtildiği üzere, baz istasyonlarının yaydığı sinyallerin zararlı  olduğuna dair kesin bir bulgu yoktur. Sadece tehlike sorumluluğunun  değil, genel sorumluluk hukukunun temel kaidesi ise sorumluluğun do ğabilmesi için zararın oluşması ve ispatlanmasıdır. Şu hâlde, ortada ispat lanmış herhangi bir zarar yoksa işletmenin faaliyeti ile zarar arasında uy gun illiyet bağının bulunduğunun söylenebilmesi zaten mümkün değil dir. 

Görüldüğü üzere; baz istasyonlarını kuran opertörler her ne kadar  TBK. m. 71 kapsamında işletme olarak kabul edilebilecek olsalar da gü nümüzde öngörülen kurallara uygun olarak kurulan baz istasyonlarının  insan sağlığı için tehlike arz ettiğine yönelik bir somut veri bulunmadı ğından, ortada “önemli derecede tehlike arz eden” bir faaliyet yoktur. Bu  nedenle, baz istasyonlarını işletenlerin TBK. m. 71 kapsamında tehlike so rumluluğunun bulunduğunun söylenebilmesi fikrimizce mümkün değil dir21.  

20 Çekin, Tehlike Sorumluluğu, s. 177; Çekin, İstanbul Şerhi, M. 71, N. 23-24. 21 Aksi görüşte bkz. Refik Korkusuz/Halit Korkusuz, “Baz İstasyonlarının  Yaydığı Elektromanyetik Zararlardan Doğan Hukuki Sorumluluk”, Yeni  Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2013, C: 1, S: 1, 105-126, s. 115 vd.; 

86 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

Yargıtay’ın ise geçmiş tarihli bazı kararlarında baz istasyonlarını  herhangi somut bir gerekçe göstermeksizin tehlike sorumluluğu kapsa mına soktuğu görülmektedir. Örneğin yüksek mahkeme bir kararında;  “…bu sorumluluğu kusura dayanmayan tehlike sorumluluğu olarak da kabul et mek gerekir. Bu özelliği itibariyle tesisi kullanan ve onu işletenin yüksek özen  yükümlülüğü bulunmaktadır. Aksi halde en küçük bir özensizliğin maddi değer lerle ölçülemeyecek kadar ağır sonuçlar doğruması kaçınılmazdır. Bunun için za rar görenin zararını değil, tesis ve işletme sahibinin tesisin işletilmesinden dolayı  kişilere, bu bağlamda çevreye bir zarar vermediği ve herhangi olumsuz bir sonuç  yaratmadığının kanıtlanması gerekir” diyerek sorumluluk hukukunun temel  kaideleriyle bağdaşmayan birtakım tespitlerde bulunmuştur22.  

Mahkeme söz konusu kararında tehlike ilkesine dayanan kusur suz sorumluluk haliyle, özen sorumluluğunu birbirine karıştırmaktadır.  Zira tehlike sorumluluğu zaten bütün özenin gösterilmesi halinde dahi  sıklıkla veya ağır derecede zarar oluşması ihtimali bulunan faaliyetler için  uygulama alanı bulur23. Baz istasyonlarının ise zarar tehlikesi taşıdığına  dair bilimsel bulguların bulunmadığı yukarıda ifade edilmiştir24. Mahke 

Baz istasyonlarının yarattığı insan sağlığı üzerinde yarattığı olumsuzlukların  uzun vadede kesin olarak tespit edilmesi durumunda, baz istasyonu işletilme sinin TBK m. 71 kapsamında işletenin tehlike sorumluluğunu doğuracağı  yönünde bkz. Saraç, s. 110; Baz istasyonları her ne kadar mevzuata uygun ola rak kurulup faaliyet gösterse de işletilmesi dolayısıyla meydana gelen zarar ların TBK m. 71/f. 4 kapsamında tazmin edilmesi gerektiği yönünde bkz.  Ferhat Canbolat ve Ayça Zorluoğlu Yılmaz, “Baz İstasyonlarının Sebep  Olduğu Zararlardan Doğan Sorumluluğun Hukuki Niteliği”, TAAD, Nisan  2020, Y: 11, S: 42, 409- 448, s. 433. 

22 Karar metni için bkz Yargıtay 4. HD., E. 2004/2954, K. 2004/10516, 27.09.2004.  Benzer yönde başka bir karar için bkz Yargıtay 4. HD., E. 2007/12688, K.  2008/11813, 14.10.2008. Yapılan bilimsel araştırmalaraın her geçen gün elektro manyetik ışınların insan sağlığına zararlı yönlerini ortaya koyduğu göz  önünde bulundurulduğunda ispat yükünün zarar görende olmaması gerektiği  yönünde bkz. Bernd Irmfried Budzinski ve Hans-Peter Hutter, “Mobilfunk schäden Ansichtssache?” NVwZ (2014), 418-422, s. 419. 

23 Benzer bir yorum için bkz. Çekin, Tehlike Sorumluluğu, s. 63. 24 Yargıtay’ın söz konusu kararında izlediği yöntemin hatalı olduğu, benzer bir  faaliyet ilişkin özel bir düzenlemeye atıf yapmadan veya gerekçe göstermeden 

Kürşat-Özer-Doğan 87 

menin yaptığı diğer bir hata ise zarar görenin bu zararını ispat etmesine  gerek olmadığına ilişkin tespitidir. Kusursuz sorumluluk hallerinde zara rın saptanmasına ve tazminatın belirlenmesine ilişkin aksine bir düzen leme bulunmadıkça, Türk Borçlar Kanunu’nun kusura dayanan sorum luluk hükümleri (TBK. m. 50-58) uygulama alanı bulacaktır25. Kanunu muzda tehlike sorumluluğunda zararın ispatına ilişkin ayrı bir düzen leme bulunmamaktadır. TBK. m. 50 f. 1’de ise zarar görenin, zararını is patla yükümlü olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. Bu durumda, mahke menin zarar görenin, bunu ispatla yükümlü olmadığı, aksine baz istas yonu işletmecisinin zarar olmadığını ispatla yükümlü olduğu yönündeki  

görüşünün kabulü hukuken mümkün değildir. 

Yargıtay baz istasyonlarına ilişkin yeni tarihli kararlarında eski  görüşünden dönmüş ve BTK tarafından belirlenen limit değerlere uygun  olarak kurulan baz istasyonlarını tehlike sorumluluğu kapsamında gör memiştir. Mahkeme bir kararında; “davanın kabul edilebilmesi için öncelikle  baz istasyonunun yönetmelikte belirtilen limit değerlere uygun bulunmadığı ve  sağlığa zarar verdiğine dair iddiaların kanıtlanması gerekir” diyerek, işletme lerin sorumlu tutulabilmesi için hem baz istasyonlarının yaymış olduğu  ışınların yönetmelikte belirtilen sınırları aştığının hem de bu tesislerin  sağlığa zararlı olduklarının ispatlanması gerektiğini hükme bağlamıştır26.  

baz istasyonlarının tehlikeli işletmeler olduğu sonucuna varılmasının metodo lojik açıdan isabetsiz olduğu yönünde Çekin, Tehlike Sorumluluğu, s. 64. 25 Oğuzman/Öz, Genel Hükümler, C. II, s. 139; Tehlike sorumluluğunda ispat yü küne ilişkin olarak Alman Hukuku’nda da söz konusu tehlikeye ilişkin olarak  düzenlnenen ilgili davranış kurallarına uyulması durumunda -örneğin bu so mut olayda baz istasyonlarının güvenlik sertifikasına uygun olarak konumlan dırılmasıdır- ispat yükünün genel kural kapsamında zarar görende olacağı ka bul edildiği hakkında bkz. Christian Katzenmeier, “BGB § 823 Schadenser satzpflicht”, Nomos Kommentar (Ed.) Barbara Dauner-Lieb/Werber Langen, 4.  Auflage, Nomos Verlag, 2021, n. 150vd. 

26 Karar metni için bkz. Yargıtay 14. HD., E. 2015/6052, K. 2018/2960, 14.02.2018.  Benzer yönde kararlar için bkz. Yargıtay 14. HD., E. 2015/9990, K. 2018/1854,  12.03.2018; Yargıtay 14. HD., E. 2015/8245, K. 2018/1151, 19.02.2018; Yargıtay  14. HD., E. 2015/3961, K. 2017/5906, 19.09.2017; Yargıtay 4. HD., E. 2017/1147, 

  1. 2017/1452, 07.03.2017; Yargıtay 14. HD., E. 2014/16483, K. 2016/3420, 21.03.2016; Yargıtay 14 HD., E. 2015/9990, K. 2018/1854, 14.03.2018.

88 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

Şu hâlde, mevcut Yargıtay uygulamasının baz istasyonlarının peşinen  tehlikeli işletme olarak kabul etmediği sonucuna varılmaktadır.  

  1. B) Komşuluk Hukukundan Doğan Sorumluluk 

1) Genel Olarak 

Medeni Kanun’un “Komşu Hakkı” üst başlığını taşıyan 737. mad desi uyarınca; “herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken  ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkile yecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle, taşınmazın durumuna, ni teliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan du man, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsız lık vermek yasaktır”.  

Hükümden anlaşıldığı üzere, TMK. m. 737, bir kimsenin taşınma zını kullanırken ve özellikle taşınmazı üzerinde herhangi bir işletme faa liyetini sürdürürken komşusuna zarar verecek taşkınlıklarda bulunma sını yasaklamaktadır. Malikin sorumlu tutulabilmesi için taşkınlığın ku surlu bir fiil sonucu meydana gelmesine ise gerek yoktur27.  

Kural olarak hiç kimse, maliki olduğu taşınmazı tahsis amacına  uygun olarak kullanmaktan alıkonamaz. Bunun sonucu olarak, bir kimse  komşu taşınmazda yürütülen işletme faaliyetinin çevresel vb. etkilerine  komşuluğun gereği olarak katlanmak durumundadır. Ne var ki kanun  koyucu taşınmaz malikinin, komşular arasında hoş görülebilecek dere 

ceyi aşan taşkınlıklarda bulunmasını yasaklamış ve bu sayede komşular  arasında yaşanabilecek olası çıkar çatışmalarını önlemeyi ve aralarında  bir denge kurmayı amaçlamıştır. Bir “taşkınlık” durumda komşusunun  taşınmazı kullanması nedeniyle zarar gören malik, olağan kullanımı aşan  bu taşkınlığı ispatlaması halinde 730. maddede yer alan eski hale getirme,  tehlikenin giderilmesi ve zararın tazminine ilişkin davalardan istediğini  açabilecektir. 

Kanunda, birtakım örnekler sayılmakla birlikte, taşkınlığın nitelik  

27 M. Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay-Özdemir, Eşya Hukuku, 22. Bası,  Filiz Kitabevi, 2020, s. 649, dn. 1263’teki karar bkz. Yargıtay 4. HD., 9016/4511,  3.4.1979. 

Kürşat-Özer-Doğan 89 

ve kapsamının nasıl belirleneceğine ilişkin genel bir kural bulunmamak tadır. Bu nedenle somut olayda taşkınlık seviyesinde bir kullanım bulu nup bulunmadığının nasıl belirleneceği soru işareti yaratmaktadır. Sosyal  hayatta her davranış bir şekilde başkalarını rahatsız edebilir. Bu rahatsız lıkların tamamının önlenebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bu nedenle  taşkınlık kavramının sınırlarının çizilmesi gereklidir. Bu amaçla dokt rinde ve uygulamada taşkınlık, “taşınmazın yeri, niteliği ve yöresel örf ve âdet  kuralları gereğince, komşuların birbirine göstermekle yükümlü oldukları taham mülü aşacak biçimde; etkilerini komşu taşınmazlar üzerinde gösteren fiiller” ola rak tanımlanmakta ve sınırlanmaktadır28.  

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi de konuya ilişkin bir kararında; “mah kemece yapılacak araştırmalarda somut olayın özelliği, komşu taşınmazların yer leri, nitelikleri, konumları, kullanma amaçları göz önünde tutularak, normal bir  insanın hoşgörü ve tahammül sınırlarını aşan bir elatmanın bulunup bulunma dığı tespit edilmelidir. Davacının sübjektif ve aşırı duyarlılığıyla değil, objektif  her normal insanın duyarlılığına göre elatmaya katlanıp kazanamayacağı araştı rılmalı; sonuçta katlanılabilir, hoşgörü sınırlarını aşan bir zarar veya elatmanın  varlığı tespit edildiği takdirde mülkiyet hakkının taşkın olarak kullanıldığı sonu cuna varılmalıdır” diyerek, somut bir hukukî ilişkide taşınmaza ilişkin  mülkiyet hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığı tespit edilirken, taşınma zın bulunduğu yerin niteliği, tahsis amacı ve yerel âdetin de dikkate alın ması gerektiğini, davacının öznel duyarlılığının dikkate alınamayacağını  vurgulamıştır29.  

Taşınmaz malikinin, yukarıdaki kriterler dikkate alındığında,  TMK. m. 737’deki yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucuna varılması duru munda, mevcut taşkınlığı gidermesi ve doğmuş olan zararı tazmin etmesi  gerekir (TMK. m. 730). Hâkim, taşkınlığın katlanılabilir sınıra indirilmesi  

28 Ulusan, s. 173 vd.; Halûk Tandoğan, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorum luluk Hukuku, Turhan Kitabevi, 1981, s. 196-197; Aydın Zevkliler, İmar Kuralla rına Aykırı ve Zarar Verici İnşaat, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayın ları, 1982, s. 120; Oğuzman/Seliçi/Oktay – Özdemir, s. 644. 

29 Yargıtay 14 HD., E. 2014/9173, K. 2015/1846, 23.02.2015. Benzer yönde bir başka  karar için bkz. Yargıtay 14 HD., E. 2004/4238, K. 2004/6774, 11.10.2004; Yargıtay  14 HD., E. 2004/2, K. 2004/555, 26.01.2004.

90 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

için hangi tedbirlerin alınması gerektiğine karar verecektir. Ancak, Yargı tay’ın da bir kararında belirtmiş olduğu gibi bu tedbirler belirlenirken  “mülkiyet hakkının kullanılmasını engelleyecek, sosyal ve ekonomik çıkarların  tümü ile ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde hüküm kurulması doğru  değildir30. Özellikle farklı yollarla zararın ortadan kaldırılmasının müm kün olduğu hallerde, bir işletmenin faaliyetinin tamamen yasaklanması  TMK. m. 737’nin amacını aşmaktadır31. Hâkim kararını verirken somut ola yın şartlarını gözeterek taraflar arasındaki çıkar dengesini sağlamalıdır.  

2) Baz İstasyonlarının TMK. m. 737’den Doğan Sorumluluğun  Kapsamına Girip Girmediği Hususu 

Baz istasyonu işletmecisi olan operatörlerin TMK. m. 737 kapsa mında sorumlu olup olmadıklarının tespiti için araştırılması gereken ilk  husus, bu firmaların baz istasyonunun kurulduğu taşınmazın maliki olup  olmadığıdır. Zira TMK. m. 737 açıkça taşınmaz maliklerini, taşınmazın  kullanılmasındaki taşkınlıklardan sorumlu tutmuştur. Ancak doktrin deki ve uygulamadaki genel kabul, taşınmaz maliklerinin yanında bir ta şınmazı sınırlı aynî hakka dayanarak kullanan kimselerinde de TMK. m.  737 uyarınca sorumlu olacağı yönündedir32. Taşınmazın örneğin bir intifa  hakkına dayanılarak kullanılması durumunda, intifa hakkı sahibi de ta şınmazın taşkın kullanımından sorumlu olacaktır.  

Taşınmazı bir kişisel hakka (örneğin; kira sözleşmesine) dayana rak kullanan kişilerin, TMK m. 737 kapsamında sorumlu olup olmaya cakları ise tartışmalıdır. Öğretideki ve uygulamadaki hâkim fikir, sadece  kira sözleşmesine veya herhangi bir kişisel hakka dayanarak taşınmazı  kullanan kişilerin, kullanımdaki taşkınlıktan sorumlu olmayacaklarıdır33.  

30 Yargıtay 14 HD, E. 2004/2, K. 2004/555 T. 26.01.2004. 

31 Bu yönde kararlar için bkz. Yargıtay 1 HD., E. 1977/10771, K. 1977/10676,  21.10.1977; Yargıtay 14 HD., E. 2007/16253, K. 2008/359, 25.01.2008. 32 Oğuzman/Seliçi/Oktay–Özdemir, s. 685; Hasan Petek, Taşınmaz Malikinin Hu kuka Uygun Taşkınlıklardan Sorumluluğu, Yetkin Yayınları, 2005, s. 374 vd. Yar gıtay’ın bu yönde kararları için bkz Yargıtay 4 HD., 12889/3654, 20.03.1980;  Yargıtay 1 HD., 559/5379, 20.04.1981. 

33 Jale Akipek, Gayrimenkul Malikinin Mesuliyetinin Hukukî Neticeleri, Ankara Üni versitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1955, s. 52; Fikret Eren, Mülkiyet Hukuku, 

Kürşat-Özer-Doğan 91 

Bu durumda kişisel hak sahibinin taşkınlıklarından, taşınmazın maliki  sorumlu tutulacaktır. Şu hâlde, baz istasyonu işletmecisi olan operatörle rin, baz istasyonunun bulunduğu taşınmazın maliki olmadıkları veya bu  taşınmazı sınırlı bir aynî hakka dayanarak kullanmadıkları hallerde,  üçüncü kişilerin TMK. m. 737 uyarınca onlardan doğrudan bir talepte bu lunmaları mümkün değildir. Örneğin; baz istasyonunun bulunduğu ta şınmazın kira sözleşmesi ile kullanıldığı hallerde, taşınmazın komşuları nın operatörden doğrudan tazminat talebinde bulunmaları veya baz is tastonunun kaldırmasını istemeleri mümkün olmayacaktır. Bu taleplerin  muhatabı taşınmazın maliki veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak sa hibi olan kişilerdir34.  

TMK. m. 737 uyarınca GSM operatörlerinden talepte bulunabil mesi için gerekli olan diğer bir şart, taşınmaz üzerine baz istasyonu ku rulmasının taşınmazın taşkın kullanımı olarak nitelendirilebilmesidir. Bu  bağlamda, baz istasyonlarının kanunda ve yönetmelikte belirtilen sınırla malara aykırı olarak kurulması durumunda, bunun bir taşkın kullanım  oluşturacağı söylenebilir. Ancak cevaplanması gereken asıl soru düzenle melere uygun kurulan baz istasyonlarının taşkın kullanım olarak nitelen dirilip nitelendirilemeyeceğidir35.  

  1. Bası, Yetkin Yayınları, 2011, s. 472; Selâhattin Sulhi Tekinay, Taşınmaz Mül kiyetinin Takyitleri, Filiz Kitabevi, 1988, s. 128. 

34 Baz istasyonu işletmecisi ile aralarındaki uzun süreli kira sözleşmesine ‘kiraya  veren’ sıfatıyla taraf olan taşınmaz malikine, baz istasyonlarına ilişkin mevzu atta belirlenen limit değerlerin değişmesi veya baz istasyonu bulunan taşınma zda kiracı sıfatıyla yaşayan kişilerin sağlıklarının bu sebeple tehdit edildiğini  ispatlamaları gibi olağanüstü durumlarda aralarındaki sözleşmeyi fesih hakkı  tanınmış sayılması gerektiği yönünde bkz. Norbert Eisenschmid, “BGB § 535  Inhalt und Hauptpflichten des Mietvertrags” in Schmidt-Futterer, Mietrecht  Großkommentar des Wohn- und Gewerberaummietrechts, 14. Auflage, C.H. Beck,  2019, n. 456. 

35 Komşuluk hukuku bağlamında açılan bir dava sonucunda verilen Jakobuskirche kararında Federal Mahkeme psikiyatri kliniği sahibinin 100 metre yanındaki  kilisenin üzerinde bulunan baz istasyonunun insan sağlığını somut olarak teh dit ettiğini öne sürerek kaldırılması talebiyle açtığı ve yerel mahkemenin red dettiği kararı onamıştır. Federal Mahkeme kararında baz istasyonunun me-

92 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

Kanun koyucu taşınmazın durumu, niteliği, yerel adet dikkete  alındığında hoş görülebilecek dereceyi aşan ve komşular üzerinde olum suz etki doğuran kullanımların taşkın kullanım oluşturacağını hükme  bağlamıştır. Mevcut düzenlemere uygun olarak kurulan baz istasyonları nın insan sağlığı açısından zarara neden olduğuna dair kesin bulguların  bulunmadığına yukarıda değinilmiştir. Bununla birlikte söz konusu te sislerin çalışırken gürültü vb. olumsuz durumlar yaratması veya duyarlı  kişiler açısından olumsuz psikolojik etkilerinin olması ihtimali36 bulun maktadır. Bu gibi ihtimallarde baz istasyonu işletilmesinin taşınmazın  taşkın kullanımı oluşturup oluştumayacağının tespitinde dikkat edilmesi  gereken nokta cihazın konumlandırıldığı taşınmazın durumu, niteliği ve  yerel adettir. Bu bağlamda taşınmazın bulunduğu yer, orada yürütülen  faaliyetin taşkınlık olarak nitelendirilmesinin mümkün olup olmadığının  tespitinde önem arz etmektedir. Örneğin İsviçre’de taşınmaz mülkiyeti nin sınırlarının aşılıp aşılmadığına ilişkin bir uyuşmazlıkta İsviçre Fede ral Mahkemesi normal şartlar altında sınırın aşılması sonucunu doğura cak bir fiilin, taşınmazın şehir dışında bulunması nedeniyle bu kapsamda  

vzuata uygun limit değerlerde faaliyet göstermesi durumunda yayılan elekt romanyetik dalgaların insan sağlığı açısından önemsiz olduğu yönünde bir ka rine teşkil ettiğini, zira mevzuatta yer alan ilgili değerlerin söz konusu elektro manyetik dalgaların insan sağlığına etkileri dikkate alınarak belirlendiği ve  

baz istasyonunun limit değerlere uygun faaliyet göstermesine rağmen sağlığa  zararlı olduğunu ileri süren tarafın bu iddiasını bilimsel verilerle kanıtlanması  gerektiğini belirtmiştir. Karar için bkz BGH V ZR 217/03. 

36 Yargıtay 14. Hukuk Dairesi de baz istasyonlarına ilişkin bir kararında,  “[…]yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda davaya konu baz istasyo nunun ilgili yönetmelikte belirtilen güvenlik mesafesine uygun olarak çalıştığı ve yö netmelikle belirlenen limit değerlerin altında faaliyet gösterdiği belirtildiğinden mah kemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yönetmelik hükümlerine aykırı şe kilde psikolojik danışman bilirkişinin raporundaki görüşlere yanlış anlam verilerek  yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gere kmiştir[…]” denilerek, zarar tehlikesi olduğuna dair somut veri olmadan, sa dece davacının öznel duyarlılığı nedeniyle baz istasyonundan psikolojik ola rak kötü etkilenmesi sebebiyle bu tesislerin kaldırılmasına karar verilemeye ceğini hükme bağlamıştır. Karar metni için bkz. Yargıtay 14. HD., 10238/10608,  19.11.2015. Yargıtay’ın aksi yönde daha eski tarihli bir kararı için bkz Yargıtay  HGK., E. 2012/4-575, K. 2013/249, 20.02.2013.

Kürşat-Özer-Doğan 93 

değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır37. Benzer şekilde, şehir dı şında yer alan bir taşınmaz açısından taşkınlık oluşturabilecek bir faali yetin, şehir içerisindeki bir taşınmaz açısından taşkınlık oluşturmaması  mümkündür. 

Baz istasyonları açısından konuya yaklaşıldığında ise bu cihazla rın işlevlerini yerine getirebilmeleri için cep telefonu kullanımının yoğun  olduğu yerleşim bölgelerinde kurulması gerektiği yukarıda tespit edimiş tir. Aksi halde, günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep  telefonlarının veya GSM operatörlerinin servis sağladığı tablet vb. cihaz ların kullanılması mümkün olamayacaktır. Cep telefonları ve GSM ope ratölerinin servis sağladığı akıllı cihazlar ise günümüzde insanların bir birleriyle iletişim kurarken en fazla kullandıkları aygıtlardır. İletişim hak kının, her insanın sahip olması gereken temel bir insan hakkı olduğuna  ise kuşku yoktur38. Diğer bir ifadeyle şehir hayatı içerisinde baz istasyon larının bulunması gerektiği, baz istasyonlarının artık şehir hayatının ay rılmaz bir parçası olduğu açıktır39. Bu nedenle şehir içerisinde yaşayan bir  kimsenin de yakınındaki bir binada veya arazide baz istasyonu olabile ceği ihtimalini öngörmesi gerekir. Buradan hareketle bir taşınmaz üzerine  kanuni sınırlamalara uygun olarak bir baz istasyonu kurulmasının taşın mazın taşkın kullanımını oluşturmayacağı söylenebilir. Zira toplum  içinde yaşamanın getirdiği bazı sıkıntılara komşuların katlanması gerek mektedir40.  

Yargıtay’da konuyu ele aldığı bir kararında fikrini şu şekilde ifade  etmiştir:  

Ulaşılan son teknolojik gelişmelere göre, telefonla haberleşme ve iletişi min sağlıklı ve verimli olarak gerçekleştirilebilmesi için baz istasyonlarının bal  

37 Mahkeme söz konusu kararında, şehir dışındaki bölgelerde domuz yetiştiril mesinin ve mezbaa kurulmasının taşınmazın taşkın kullanımı olarak yorum lanamayacağına hükmetmiştir. Karar metni için bkz SJZ 1957 (53).  

38 Bu yönde bir inceleme için bkz A. Fulya Şen ve Y. Furkan Şen, “Sosyal Medya,  İletişim Hakkı ve İfade Özgürlüğü”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler  Fakültesi Dergisi, 2015, C: 17, S:2, 122-136, s. 127 vd.  

39 Baz istasyonlarının şehir merkezlerinde kurulması gerektiği yönünde bkz Ö zel, s. 14-15. 

40 İsviçre Federal Mahkemesi’nin benzer yönde bir kararı için bkz BGE 119 II 411. 

94 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

peteği benzeri hücresel bir yapıda ve her bir peteğin içinde de en az bir baz istas yonu bulunacak şekilde kurulması zorunludur. Her bir istasyon kapasitesi itiba riyle belirli sayıda abonenin haberleşmesini sağlayabileceğinden nüfusun yoğun  olduğu yerleşim merkezlerinde daha çok sayıda baz istasyonu kurulması gerek mektedir. Şehirlerin dışına çıkartılmaları halinde hücresel yapı bozulacağından  haberleşme ve iletişimin sağlanabilmesi için gerek baz istasyonlarından abonelere  gerekse abonelerden baz istasyonlarına karşılıklı olarak gereğinden çok yüksek  elektromanyetik dalgalar gönderilmek zorunda kalınacak, toplum sağlığı olum suz yönde etkilenecektir… Komşuluk hukukundan kaynaklanan hallerde elatma nın önlenmesi davası açılabilmesi için, kural olarak bir zararın doğmuş olması  gerekir. Ancak, istisnaî durumlarda, henüz zarar meydana gelmese dahi, yakın  gelecekte zarar doğacağı pek muhtemel veya muhakkak ise bu hak kullanılabilir.  Bu nedenle baz istasyonlarının uzun vadede sağlığa zarar vereceği/verebileceği,  baz istasyonlarından psikolojik olarak etkilenildiği/etkilenileceği vs. şeklindeki  kanıtlanması mümkün olmayan soyut iddialarla açılan davaların dinlenmesi  mümkün değildir. Dairemizin yukarıda belirtilen ilkeleri doğrultusunda dava ko nusu baz istasyonunun bahsi geçen Yönetmelikte belirtilen limit değerlere ve gü venlik mesafesine uygun olup olmadığı, davacının sağlığına zarar verip verme diği konusunda tarafların göstermiş oldukları deliller toplanıp, Yönetmelik ve  Tebliğname hükümleri dikkate alınarak belirlenecek uzman bilirkişiler marifetiyle  keşif yapılarak alınacak bilirkişi raporları ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek  sonucuna göre bir karar verilmelidir.41”  

Karardan da anlaşıldığı üzere yüksek mahkeme de baz istasyon larının şehir içerisinden yer alması gereken cihazlar olduğunu ve somut  bir tehlike olmadan TMK. m. 737 uyarınca bu cihazlara ilişkin olarak ta 

41 Yargıtay 14 HD., E. 2016/16860, K. 2019/3441, 16.04.2019. Yargıtay’ın benzer  yönde kararları için bkz. Yargıtay 14 HD., E. 2016/16669, K. 2019/2852,  28.03.2019; Yargıtay 14 HD., E. 2016/13640, K. 2019/4949, 29.05.2019; Yargıtay  14 HD., E. 2016/16669, K. 2019/2852, 28.03.2019; Yargıtay 14 HD., E. 2016/10487,  K. 2019/3252, 09.04.2019; Yargıtay 14 HD., E. 2016/16669, K. 2019/2852,  28.03.2019; Yargıtay 14 HD, E. 2016/6469, K. 2018/6698, 15.10.2018. Yargıtay bu  kararlarında baz istasyonlarının yönetmelikte belirlenen değerlere ve güvenlik  mesafelerine uygun olarak kurulup kurulmadığına ilişkin olarak ancak ilgili  yönetmelik ve tebliğname uyarınca ölçüm sertifikası almış bilirkişilerce rapor  alınarak, karar verilebileceğini de belirtmektedir. 

Kürşat-Özer-Doğan 95 

lepte bulunulmayacağını belirtmiş ve ancak kanunda belirlenen sınırla malara aykırı istasyonların bu bağlamda değerlendirilebileceği sonucuna  varmıştır.  

  1. C) Yapı Malikinin Sorumluluğu 

1) Genel Olarak 

Türk hukukunda kabul edilen diğer bir kusursuz sorumluluk  türü, yapı malikinin sorumluluğudur. TBK. m. 69 uyarınca; “(1) Bir bina nın veya diğer yapı eserlerini maliki, bunların yapımındaki veya bakımındaki ek siklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. (2) İntifa ve oturma hakkı sahip leri de binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan malikle birlikte mü teselsilen sorumludur”. Düzenleme, bir binadan veya yapıdan en üst dü zeyde yararlanan kişinin, bunların yapımındaki veya bakımındaki eksik liklerden sorumlu olacağını hükme bağlamıştır. Sorumluluğun doğması  

için kusur şartı gerekmediği gibi gerekli tedbirlerin alındığı ve özenin  gösterildiğinin ispat edilmesiyle bu sorumluluktan kurtulmak da müm kün değildir.  

Bina ve diğer yapı kapsamına girmeyen imal edilmiş şeyler, TBK. m. 69 kapsamı dışında kalmaktadır. Bu nedenle, “diğer yapı” kavramın dan ne anlaşılması gerektiğinin açıklığa kavuşturulması, sorumluluğun sınırlarının çizilmesi için önemlidir. Öğretideki hâkim görüş, sadece top rağa bağlı, sabit ve insan tarafından yapılmış şeylerin, “diğer yapı” olarak değerlendirilebileceğini kabul etmektedir42. Ancak, bir yapının toprağa bağlılığının tarzı önem arz etmemektedir. Diğer bir ifadeyle, bir obje ister doğrudan toprağa bağlı olsun isterse dolaylı yani toprağa bağlılık bir aracı vasıtasıyla sağlanmış olsun TBK. m. 69 uyarınca yapı olarak olarak kabul edilecektir. TBK. m. 69 kapsamında yapı olarak nitelendirilebilmesi için bir objenin eşya hukuku anlamında taşınmaz olmasına da gerek yok tur. Toprağa bağlılığın / sabitliğin süreklilik arz etmemesi de TBK. m. 

42 Simge Saraçoğlu, Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Yapı Malikinin Sorumluluğu, On İki Levha Yayıncılık, 2019, s. 64 vd.; Nevzat Koç, Bina ve Yapı Eseri Malikinin  Hukukî Sorumluluğu, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Döner Ser maye İşletmesi Yayınları, 1990, s. 64 vd.

96 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

69’da düzenlenen sorumluluk açısından önem taşımamaktadır. Yani be lirli bir amacı gerçekleştirmek için belli bir süre için inşa edilen yapılar da  yapı malikinin sorumluluğunu doğurabilmektedir43.  

TBK. m. 69 uyarınca sorumluluğun doğabilmesi için bina veya di ğer bir yapıda, yapılış bozukluğu veya bakım eksikliği bulunmalı ve bu  bozukluk veya eksiklik bir kişiye zarar vermelidir. Sorumluluk hukuku nun temel kaidesi gereği, zarar ve uygun illiyet bağını ispat yükü mağdur  taraf üzerindedir. Mağdurun ispat yükünün yerine getirememesi duru munda, yapı malikinin herhangi bir sorumluluğu doğmayacaktır.  

2) Baz İstasyonlarının TBK. m. 69’dan Doğan Sorumluluğun  Kapsamına Girip Girmediği Hususu 

Baz istasyonlarının TBK. m. 69’dan doğan sorumluluğun kapsa mına girip girmediğinin tespiti için açıklığa kavuşturulması gereken  nokta, bu tesislerin TBK. m. 69 uyarınca “diğer yapı” kavramı içerisinde  değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığıdır.  

Baz istasyonları her ne kadar genellikle bir bina üzerinde konum landırılsalar da toprağa sabitlenmiş tesislerdir. Yukarıda da ifade ettiği miz üzere, baz istasyonlarının toprağa olan bağlantısının dolaylı yani bir  aracı vasıtasıyla gerçekleşmesi, onların TBK. m. 69 bağlamında yapı olma  özelliklerini ortadan kaldırmamaktadır44. Yine baz istasyonlarının sadece  belli bir süreyle sınırlı olarak kurulması da (örneğin; kiralananın bir bina  üzerinde sadece kira süresiyle sınırlı olarak bir baz istasyonu kurulması  durumunda) baz istasyonu sahibinin TBK. m. 69’dan doğan sorumlulu ğunu sona erdirmemektedir. Şu hâlde, baz istasyonu sahibi olan GSM  

43 Diğer yapı kavramına ilişkin bizimle benzer görüşte yazarlar için bkz Eren, Ge nel Hükümler, s. 741vd; Antalya, s. 412; Saraçoğlu, s. 65; Zahit İmre, Doktirinde  ve Türk Hukukunda Kusursuz Mesuliyet Halleri, İsmail Akgün Matbaası, 1949; s.  172; Tandoğan, s. 170-172; Ali Erten, Türk Borçlar Hukukuna Göre Bina ve İnşa  Eseri Sahiplerinin Sorumluluğu, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü,  2000, s. 106-107; Koç, s. 64. 

44 Elektronik Haberleşme Cihazları Güvenlik Sertifikası Yönetmeliği’nin “Tanım lar ve Kısaltmalar” başlıklı 3. maddesinin ö bendinde de baz istasyonları, sabit  elektronik haberleşme cihazı olarak kabul edilmektedir. 

Kürşat-Özer-Doğan 97 

operatörleri TBK. m. 69 uyarınca, bu baz istasyonlarının inşası ve bakı mındaki bozukluk veya eksiklikler sonucu meydana gelen zararlardan  herhangi bir kusurları bulunmasa dahi sorumludurlar. Ancak, bu sorum luluğun söz konusu olabilmesi için mağdurların uğramış oldukları zarar  ve bu zararın baz istasyonun inşası veya bakımındaki bozukluk veya ek siklikten meydana geldiğini ispat etmesi gereklidir. Bu bağlamda, baz is tasyonunun mevcut düzenlemeye aykırı olarak inşa edilmesi (örneğin;  güvenlik mesafesine veya cihazın anten boyuna ilişkin mevcut düzenle meye uyulmaması) durumunda, mağdurların zararlarını ispat etmeleri  halinde TBK. m. 69 uyarınca talepte bulunabilmeleri mümkündür.  

  1. D) Haksız Fiil (Kusur) Sorumluluğu 

1) Genel Olarak 

Hukukumuzda haksız fiil sorumluluğu TBK. m. 49 vd.’nda dü zenlenmiştir. TBK. m. 49 uyarınca; “kusurlu ve hukuka aykırı bir fille başka sına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. Bu düzenlemeden hare ketle haksız fiilin şartları; hukuka aykırı fiil, bu fille bir başkasına zarar  

verilmesi ve failin kusurlu olması şeklinde sıralanabilir. 

Hukuka aykırılık, fiilin bir hukuk kuralına aykırı olması anlamına  gelir. Özellikle bir kişinin, diğerinin mutlak hakkını ihlal eden davranış ları herhangi bir hukuka uygunluk sebebi yoksa hukuka aykırı olarak ka bul edilmektedir. Bu bağlamda; bir kişinin vücut bütünlüğüne ve mülki yet hakkına zarar veren davranışlar kural olarak hukuka aykırıdır. Bazı  hallerde ise her ne kadar mutlak hak ihlali söz konusu olsa da bir hukuka  uygunluk sebebinin bulunması nedeniyle, zarar verici fiil hukuka aykırı  olmayabilir. TBK. m. 63’te “hukuka aykırılığı kaldıran haller” başlığı al tında, hukuka uygunluk sebepleri düzenlenmiştir. Buna göre; mağdurun  rızası, kamu hukukuna dayanan bir yetkinin kullanılması, özel hukuka  dayanan bir yetkinin kullanılması, haklı savunma, ıztırar hali, hakkını  kendi gücüyle koruma, üstün kanu yararı ve üstün özel yarar bulunması  kanunda hukuka aykırılığı kaldıran haller olarak sayılmıştır. Konumuzda  bağlantılı olmaları nedeniyle, hukuka uygunluk sebeplerinden, özel hu kuktan doğan yetkinin kullanılması ve üstün nitelikli kamu yararının  üzerinde özel olarak durulması isabetli olacaktır.

98 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

Başkasına zarar veren kişinin davranışı özel hukuka dayanan bir  yetkinin kullanılması ise fiil hukuka aykırı değildir. Bu nedenle, bir kişi nin maliki olduğu veya kiraladığı taşınmaz üzerinde mevzuata uygun şe kilde inşa ettiği yapı, her ne kadar etrafındaki taşınmazların manzarasını  kapatsa veya bozsa dahi hukuka aykırı olarak kabul edilemez45

Üstün nitelikli kamu yararının bulunması da bir fiilin hukuka ay kırılığını ortadan kaldırmaktadır. Gerçekleştirilen fiille kamunun önemli  bir ihtiyacının giderilmesi durumunda, kamunun menfaati, özel menfa ate üstün tutulmakta ve özel menfaat hukuki koruma görmemektedir. 

Haksız fiil sorumluluğunun diğer bir şartı, hukuka aykırı fill so nucunda bir zararın oluşmasıdır. Diğer bir ifadeyle sorumluluğun oluşa bilmesi için hem bir zarar mevcut olmalı hem de bu zarar ve hukuka ay kırı fiil arasında uygun bir illiyet bağı bulunmalıdır. Hem zararın hem de  

zarar ve fiil arasında uygun illiyet bağı bulunduğunu ispat yükü ise mağ dur üzerindedir.  

Haksız fiil sorumluluğunun son şartı, failin kusurlu olmasıdır.  Kusur yapısı gereği insan davranışlarına özgü bir kavram olduğundan,  tüzel kişilerin kusurlu olup olmadığının tespiti, TMK. m. 50 uyarınca fiili  işleyen organı meydana getiren gerçek kişiler dikkate alınarak belirlen 

mektedir. Ancak, İsviçre Federal Mahkemesi’nin de bir kararında ifade  ettiği üzere; bazı hallerde organ sıfatını taşımasalar dahi tüzel kişi adına  karar alma yetkisi bulunan kişilerin kusurlarının da tüzel kişinin kusuru  olarak kabul edilebilmesi mümkündür46.  

2) Baz İstasyonlarının Haksız Fiil Sorumluluğu Doğurmasının Mümkün Olup Olmadığı Hususu 

GSM şirketlerinin kira vb. bir hukuki ilişki nedeniyle kullanma  hakkına sahip oldukları bir taşınmaz üzerinde mevzuata uygun olarak  inşa etmiş oldukları baz istasyonları her ne kadar komşu taşınmazların  manzarasını kapatarak veya bozarak bu taşınmaz sahiplerinin mülkiyet  hakkına müdahale etse veya baz istasyonu çevresinde yaşayan insanlarda  psikolojik olarak rahatsızlık yaratsa da ortada TBK. m. 49 uyarınca bir  

45 Benzer yönde bkz Oğuzman/Öz, Genel Hükümler, C. II, s. 27. 46 Karar için bkz. BGE 87 II 187. 

Kürşat-Özer-Doğan 99 

haksız fiilin olduğu söylenemez. Zira, her ne kadar bu olaylarda mülkiyet  vb. bir mutlak hakka müdahale varmış gibi gözükse de burada hem özel  hukuktan doğan bir yetkinin kullanılması söz konusudur hem de mevcut  düzenlemeye uyarak baz istasyonu işleten GSM operatörünün kusurlu  bir davranışı bulunmamaktadır. Bu nedenle, bir haksız fiil söz konusu de 

ğildir. Şu hâlde, çevredeki bina malik veya kullanıcılarının, kanuna uy gun inşa edilmiş bir baz istasyonu nedeniyle manzaralarının kapandığı  veya psikolojik olarak etkilendikleri gerekçesiyle TBK. m. 49 uyarınca  herhangi bir talepte bulunabilmeleri mümkün görünmemektedir. 

Baz istasyonları için söz konusu olabilecek diğer bir hukuka uy gunluk sebebi de üstün nitelikli kamu yararıdır. İletişim hakkı, ifade öz gürlüğüyle de bağlantılı temel bir insan hakkı olarak kabul edilmekte dir47. Günümüzde insanlar arasındaki iletişimin büyük ölçüde GSM ope ratörlerinin sağladığı servis ile gerçekleştirildiği açıktır. Bu durumda,  

GSM opetörleri sadece baz istasyonları aracılığıyla bu iletişim imkânını  topluma sağlayabildiklerinden, baz istasyonu işletilmesinin üstün nite likli bir kamu yararı taşıdığı sonucuna varılabilir. Bunun yanında, baz is tasyonları sadece iletişim değil, herhangi bir acil durum anında acil ser vis, polis ve itfaiyenin ücretsiz olarak aranması, deprem sel vb. doğal afet lerde kayıpların bulunması gibi çeşitli kamu hizmetlerinin görülmesini  de sağlamaktadır. Bu da baz istasyonlarının üstün kamu yararı taşıyan  işletmeler olduğu savını güçlendirmektedir. Üstün kamu yararı TBK. m.  63 uyarınca hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir sebep olduğundan,  haksız fiil sorumluluğunun oluşmasını da engellemektedir.  

Baz istasyonlarının üstün kamu yararı taşıdığının kabul edilme mesi ihtimalinde ise bu tesislerin mevzuata aykırı olarak inşa edilmesi ve  bu durumun üçüncü kişilere zarar vermesi halinde, GSM operatörlerinin  TBK. m. 49 uyarınca haksız fiil sorumluluğunun doğma ihtimali bulun maktadır. Bu durumda ilk olarak incelenmesi gereken husus, mevzuata  aykırılığın GSM şirketine yüklenebilecek bir kusurdan kaynaklanıp kay naklanmadığıdır. Şirkete kusur yüklenebilmesi için baz istastonun mev zuata aykırı inşa edilmesine ilişkin kusurun, şirketin yetkili organına (bu  organı oluşturan gerçek kişilere) ait olması gerekir. Ne var ki, İsviçre Fe 

47 Şen/Şen, s. 127. 

100 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

deral Mahkemesi’nin de bir kararında belirttiği gibi kusurun şirket adına  yetki kullanabilen mühendis vb. bir teknik elemana ait olması duru munda da her ne kadar bu kişi şirket organı olmasa da tüzel kişi de ku surlu sayılabilir48

Baz istasyonu işletilmesi nedeniyle haksız fiil sorumluluğunun  doğabilmesi için gerekli olan diğer bir şart ise mağdur tarafından zararın  ve bu zarar ile baz istasyonu işletilmesi arasındaki uygun illiyet bağının  ispatlanmasıdır. Aksi halde, her ne kadar mevzuata aykırı olarak inşa  edilmiş bir baz istasyonu söz konusu olda da karşı tarafın herhangi bir  tazminata hak kazabilmesi mümkün olamayacaktır.  

  1. E) Sözleşmesel Sorumluluk 

GSM operatörleri genellikle kira vb. sözleşmelerle kullanma hakkı  elde ettikleri taşınmazlar üzerinde baz istasyonları inşa etmektedir. Bu  sebeple, baz istasyonu işletilmesi nedeniyle GSM operatörlerinin sözleş mesel bir sorumluluğun doğmasının mümkün olup olmadığı da incelen mesi gereken önemli bir husustur.  

Sözleşmeler nisbi etkili hukuki işlemlerdir. Diğer bir ifadeyle, söz leşmeler sadece hukuki işlemin tarafları için bağlayıcıdırlar. Şu hâlde, baz  istasyonu işletilmesi için kira vb. bir sözleşmenin kurulması durumunda,  işleme taraf olmayan üçüncü kişilerin GSM operatöründen sözleşmeye  dayalı herhangi bir talepte bulunması mümkün değildir.  

Gerçekleşmesi muhtemel durum baz istasyonunun inşa edildiği  bina veya arazi malikinin taşınmazında baz istasyonu işletilmesi nede niyle üçüncü kişilere herhangi bir nedenle tazminat ödemesi durumunda,  bu meblağı aralarındaki sözleşmeye dayanarak GSM operatöründen ta lep etmesinin mümkün olup olmadığıdır. Örneğin; bina sahibinin TMK. m. 737 veya TBK. m. 69 uyarınca, baz istasyonu işletilmesi nedeniyle üçüncü kişilerin zararını karşılamak durumunda kaldığı bir olayda, öde miş olduğu bu meblağı sözleşmeye dayanarak GSM operatöründen talep edip edemeyeceği açıklığa kavuşturulması gereken bir husustur. 

48 Karar için bkz. BGE 87 II 187.

Kürşat-Özer-Doğan 101 

TBK. m. 112 uyarınca, “borçhiçveya gereği gibi ifa edilmezse borçlu,  kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan  doğan zararını gidermekle yükümlüdür”. Görüldüğü üzere, sözleşme taraf larından birinin sorumluluğunun doğabilmesi için kusurlu olarak sözleş meden doğan borcuna aykırı davranması gerekir. Bu durumda GSM ope ratörü firmanın kiraladığı taşınmazı sözleşmede kararlaştırılan şartlara  uygun şekilde kullanması halinde, bina malikinin üçüncü kişilere karşı  TMK. m. 737 veya TBK. m. 69 uyarınca herhangi bir (kusursuz) sorumlu luğu doğsa dahi malik ödemiş olduğu bu meblağı aralarındaki sözleş meye dayanarak GSM operatörüne rücu edemez. Zira firmanın sözleşme sel sorumluluğu ancak taşınmazın kusurlu olarak sözleşmede kararlaştı rılan şartlara aykırı şekilde kullanması durumunda söz konusu olacaktır.  

SONUÇ 

Mobil iletişimin gelişmesi ve cep telefonlarının kullanımındaki  artışa bağlı olarak gerekli altyapının sağlanması adına özellikle kalabalık  yerleşim yerlerinde gün geçtikçe daha fazla baz istasyonu kurulmaktadır.  

Baz istasyonlarının kurulması sıkı denetim şartlarına bağlı tutul muş olsa da baz istasyonuna yakın yerlerde yaşayan kişiler çevrelerinde  baz istasyonu bulunmasının sağlıklarını tehdit ettiği gerekçesiyle tedirgin  olmakta ve bu kapsamda baz istasyonunu işleten GSM operatörlerinin  sorumluluğuna başvurmaktadır. Bu sebeple, GSM operatörlerinin baz is tasyonu işletilmesinden kaynaklı hukuki sorumluluklarının neler oldu ğunun tespiti önem taşımaktadır. 

İlk olarak TBK. m. 71 bağlamında tehlike sorumluluğu bakımın dan bir değerlendirme yapıldığında baz istasyonu işletenlerin baz istas yonlarının faaliyetinden dolayı sorumluluklarının gündeme gelemeye ceği sonucuna varılmaktadır. Alanında otorite olarak kabul edilen Dünya  

Sağlık Örgütü belirtmiş olduğu limit değerlerin altında faaliyet gösteren  baz istasyonlarının sağlık açısından tehlikeli olduğuna dair somut bir ve rinin bulunmadığını kabul etmektedir. Ülkemizde mevzuatta belirlenen  limit değerler ise (ihtiyatlılık ilkesi uyarınca) Dünya Sağlık Örgütü’nün  belirlediği limit değerlerin de altındadır. Bu durumda, tehlike sorumlu luğu için aranan “işletmenin faaliyetinin önemli ölçüde tehlike arz et mesi” şartının, elektronik haberleşme mevzuatı kapsamında belirlenen 

102 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

kurallara uygun olarak faaliyet gösteren baz istasyonları açısından mev cut olmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu bağlamda, Yargıtay’ın baz is tasyonlarının faaliyetleri sebebiyle tehlike sorumluluğunun varlığını de ğerlendirdiği geçmiş tarihli kararlarında yaptığı zarar görenin zararın  

varlığını ispat etmesine gerek olmadığına ilişkin tespiti hatalıdır. Zira  Borçlar Kanunu’nda tehlike sorumluluğuna ilişkin zararın ispatında ge nel kuraldan ayrı bir düzenleme bulunmamaktadır. Zararın varlığını is pat etmekle yükümlü olan zarar gören taraf yani mağdurdur.  

Bir başka kusursuz sorumluluk hali olan komşuluk hukuku  (TMK. m. 737) bakımından bir değerlendirme yapıldığında ise iki unsur  sorumluluğun doğması bakımından belirleyicidir. Bunlardan ilki baz is tasyonu işletmecisi olan GSM operatörlerinin baz istasyonunun üzerinde  kurulduğu taşınmazın maliki olup olmadıkları veya bu taşınmazı sınırlı  bir ayni hakka dayanarak kullanıp kullanmadıklarıdır. Bizim de katıldı 

ğımız öğretideki hâkim görüş sadece taşınmaz malikinin veya taşınmazı  bir sınırlı ayni hakka dayanarak kullananların TMK. m. 737 bağlamında  sorumlu olacakları yönündedir. Bu durumda, GSM operatörlerinin sa dece bir kişisel hakka (örneğin; kira sözleşmesine) dayanarak taşınmaz  üzerinde baz istasyonu işletmeleri durumunda, üçüncü kişilerin bu ope ratörlere karşı TMK. m. 737 kapsamında doğrundan bir talepte bulunma larının mümkün olmadığı sonucuna varılmaktadır. TMK. m. 737 açısın dan dikkate alınması gereken ikinci unsur, sorumluluğun doğması için  gereken taşkın kullanımının varlığıdır. Bu kapsamda, baz istasyonlarının  konumlandırıldığı taşınmazın durumu, koşulları ve oradaki yerel adetler  göz önünde bulundurularak her somut olay için ayrıca değerlendirilme lidir. Fikrimizce özellikle yoğun şehir merkezlerinde baz istasyonu kurul masının taşkın kullanım olarak değerlendirilmemelidir.  

TBK. m. 69’da yer alan yapı malikinin sorumluluğunun açısından  konuya yaklaşıldığında ise baz istasyonları maddede yer alan “diğer  yapı” kapsamı içerisinde değerlendirilebilecektir. Bu nedenle, baz istas yonlarının yapımındaki bir bozukluk veya bakımındaki bir eksiklik so nucu meydana gelen zararlardan dolayı baz istasyonu işletmecisinin so rumluluğunun doğma ihtimali bulunmaktadır.  

Dar anlamda haksız fiil açısından bakıldığında GSM operatörleri nin sorumluluğunun doğma ihtimali ancak mevzuata aykırı olarak faali-

Kürşat-Özer-Doğan 103 

yet gösterilmesi durumunda mümkündür. Zira mevzuata uygun olarak  faaliyet gösteren baz istasyonları bakımından haksız fiilin hukuka aykırı lık şartı gerçekleşmemiştir. Mevzuata aykırı olarak faaliyet gösteren baz  istasyonları bakımından işletmecinin sorumluluğuna gidebilmek için ise  baz istasyonlarının verdiği zararın varlığı ve bu zarar ile baz istasyonu  işletilmesi arasındaki uygun illiyet bağının zarar gören tarafından ortaya  konulması gereklidir.  

Son olarak GSM operatörlerinin sözleşmesel sorumluluğu bakı mından, sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereğince, baz istasyonu işletilmesi  için yapılan kira vb. sözleşme ilişkisine dayanılarak üçüncü kişilerin baz  istasyonu işletmecisinden herhangi bir talepte bulunmaları mümkün de ğildir. Ancak, GSM operatörünün sözleşmeden doğan yükümlülüklerine  kusurlu olarak aykırı hareket etmesi ve sözleşmenin tarafı olan taşınmaz  malikinin bu nedenle üçüncü kişilere tazminat ödemesi durumunda, öde nen tazminatın sözleşme kapsamında rücu edilmesi söz konusu olabile cektir. 

104 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

ZUSAMMENFASSUNG 

Mobile Kommunikationsmittel sind aus unserem Leben nicht mehr weg zudenken. Durch die Entwicklung des Mobilfunks und die zunehmende Nutzung  von Mobiltelefonen werden vor allem in dicht besiedelten Siedlungen immer mehr  Basisstationen errichtet, um die notwendige Infrastruktur bereitzustellen. 

Obwohl die Errichtung von Basisstationen strengen Kontrollauflagen  unterliegt, sind Menschen, die in unmittelbarer Nähe der Basisstation leben, be sorgt, weil si edenken, dass die Anwesenheit einer Basisstation um sie herum ihre  Gesundheit gefährdet, und wenden sich in diesem Zusammenhang an die Ver antwortung des Mobilfunkanbieter, die die Basisstation betreiben. Aus diesem  Grund ist es wichtig, die rechtlichen Verantwortlichkeiten der Mobilfunkanbieter aufgrund des Betriebs von Basisstationen zu ermitteln. 

Zunächst einmal wird laut Art. 71 des türkischen Obligationengesetz buches eine Bewertung hinsichtlich der Gefahrenhaftung im Rahmen von 71 ge schlussfolgert, dass die Verantwortlichkeiten der Basisstationsbetreiber im Zu sammenhang mit der Aktivitäten der Basisstationen nicht in den Vordergrund  

treten können. Die Weltgesundheitsorganisation (WHO), die auf ihrem Gebiet  als Autorität anerkannt ist, akzeptiert, dass es keine konkreten Daten gibt, die  darauf hindeuten, dass Basisstationen, die unterhalb der Grenzwerte betrieben  werden, gesundheitsgefährdend sind. Die in der Gesetzgebung in unserem Staat  festgelegten Grenzwerte (gemäß dem Vorsorgeprinzip) liegen auch unterhalb der  von der Weltgesundheitsorganisation festgelegten Grenzwerte. In diesem Fall  wird gefolgert, dass die Bedingung „der Betrieb des Unternehmens stellt eine  erhebliche Gefahr dar“ für die Gefahrenhaftung im Zusammenhang der Basissta tionen, die nach den im Anwendungsbereich des elektronischen Kommunikati 

onsgesetzes festgelegten Regeln arbeiten, nicht gegeben ist. Die Feststellung, dass  der Geschädigte das Vorliegen des Schadens in seinen bisherigen Entscheidungen  nicht beweisen muss, ist falsch, weil es im Obligationenrecht keine von der allge meinen Regel abweichende Regelung zum Nachweis der Gefahrtragung gibt. Der  Geschädigte ist verpflichtet das Vorliegen des Schadens nachzuweisen.  

Bei einer Bewertung im Sinne des Nachbarschaftsrechts (Art. 737 des  türkischen Zivilgesetzbuches), die eine weitere Gefährdungshaftungssituation  darstellt, sind zwei Faktoren für die Entstehung von Verantwortlichkeit aus schlaggebend. Die erste davon ist, ob die Mobilfunkanbieter, die Anbieter der Ba sisstation, Eigentümer des Grundstücks sind, auf dem die Basisstation installiert  ist, oder ob sie dieses Grundstück aufgrund eines eingeschränkten Grundrechts 

Kürşat-Özer-Doğan 105 

nutzen. Die vorherrschende Meinung in der Lehre, der wir auch zustimmen, ist,  dass nur der Eigentümer der Immobilie oder diejenigen, die die Immobilie auf grund eines beschränkten dinglichen Rechts nutzen, werden im Rahmen von Art.  737 des türkischen Zivilgesetzbuches verantwortlich sein. Betreiben die Mobil funkanbieter in diesem Fall eine Basisstation auf der Liegenschaft nur aufgrund  eines Persönlichkeitsrechts (z.B. Mietvertrag), stehen den Dritten gegenüber die sen Betreibern keinen unmittelbaren Anspruch nach Art. 737 des türkischen  Zivilgesetzbuches zu. Das zweite zu berücksichtigendem Element für die Entste hung Haftung aufgrund des Art. 737 des türkischen Zivilgesetzbuches ist das  Vorhandensein einer Hochwassernutzung. Dabei sollten die Lage und Beschaf fenheit der Liegenschaft, in der sich die Basisstationen befinden, für jedes kon krete Ereignis unter Berücksichtigung der dortigen örtlichen Gepflogenheiten ge sondert bewertet werden. Die Errichtung einer Basisstation, insbesondere in  stark frequentierten Innenstädten, sollte unserer Meinung nach nicht als über strapaziert gelten. 

Wird das Thema im Sinne der Eigenverantwortung des Bauherrn laut  Art. 69 des türkischen Obligationengesetzes angegangen, können Basisstationen  im Rahmen des Artikels „Sonstiges Bauen“ bewertet werden. Aus diesem Grund  besteht die Möglichkeit, dass der Anbieter der Basisstation für Schäden haftet,  die infolge einer Fehlfunktion im Aufbau der Basisstationen oder mangelnder  Wartung entstehen. 

Aus deliktischer Sicht im engeren Sinne ist eine Haftung der Mobilfunk anbieter nur dann möglich, wenn sie gesetzeswidrig handeln. Denn bei gesetzes konform betriebenen Basisstationen ist die Bedingung der Rechtswidrigkeit des  Fehlverhaltens nicht erfüllt. Um gegenüber dem Anbieter für rechtswidrig betrie bene Basisstationen haftbar zu machen, muss das Vorliegen des durch die Basissta tionen verursachten Schadens und der entsprechende Kausalzusammenhang zwi schen diesem Schaden und dem Betrieb der Basisstation von der Geschädigte. 

Schließlich gemäß dem Verhältnismäßigkeitsgrundsatz der Verträge ist  eine Geltendmachung von Ansprüchen Dritter an die Basisstationsbetreiber im  Sinne der vertraglichen Verantwortlichkeit der Mobilfunkanbieter aufgrund des  Vertragsverhältnisses wie Mietverträge etc. für den Betrieb der Basisstation  nicht möglich. Verletzt der Mobilfunkanbieter jedoch irrtümlicherweise seine  vertraglichen Pflichten und leistet das vertragsgegenständliche Grundstück aus  diesem Grund Schadenersatz an Dritte, kann der gezahlte Schadenersatz im Rah men des Vertrages regresspflichtig werden. 

106 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

KAYNAKÇA 

AKİPEK Jale , “Gayrimenkul Malikinin Mesuliyetinin  Hukukî Neticeleri”, Ankara Üniversitesi  

Hukuk Fakültesi Yayınları, 1955.  

ANTALYA O. Gökhan , Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt V:  1, 2, 2. Bası, Seçkin Yayıncılık, 2019. 

BAYSAL Başak , Haksız Fiil Hukuku, On İki Levha Yayın cılık, 2019. 

BREHM Roland , “Die Entstehung durch unerlaubte  Handlungen, Art. 41 -61 OR Schweize 

risches Zivilgesetzbuch, Das Obligatio 

nenrecht”, Berner Kommentar, 4. Auflage,  

Stämpfli Verlag, 2013. 

BUDZİNSKİ Bernd Irmfried 

/HUTTER Hans-Peter Hutter , “Mobilfunkschäden Ansichtssache?”  NVwZ (2014), 418-422.  

BÜYÜKSAĞİŞ Erdem , “Tehlike Esasına Dayanan Genel So rumluluk Kuralı Üzerine Eleştirel De 

ğerlendirmeler”, Dokuz Eylül Üniversi 

tesi Hukuk Fakültesi Dergisi, (2006) 8(1)  

1-20. 

CANBOLAT Ferhat/ 

ZORLUOĞLU YILMAZ Ayça , ‘Baz İstasyonlarının Sebep Olduğu Za rarlardan Doğan Sorumluluğun Hukuki  

Niteliği’ (2020) (42) TAAD 409-448. 

ÇEKİN Mesut Serdar , İstanbul Şerhi Türk Borçlar Kanunu- Yü rürlük Kanunu C. I, 71. Madde (3. Bası,  

Vedat Kitapçılık, 2019). 

ÇEKİN Mesut Serdar , Tehlike Sorumluluğu (On İki Levha Ya yıncılık, 2016). 

DALCI Nurcihan , “TBK. Md. 71 Bağlamında İlaç Üretici sinin Tehlike Sorumluluğu”, Türkiye Ba 

rolar Birliği Dergisi, Eylül-Ekim 2014, S:  

114, 49-78.

Kürşat-Özer-Doğan 107 

EISENSCHMID Norbert , “BGB § 535 Inhalt und Hauptpflichten  des Mietvertrags” in Schmidt-Futterer,  

Mietrecht Großkommentar des Wohn- und  

Gewerberaummietrechts, 14. Auflage, C.H.  

Beck, 2019. 

EREN Fikret , Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 25.  Bası, Yetkin Yayınları 2020. 

EREN Fikret , Mülkiyet Hukuku, 4. Bası, Yetkin Yayın ları, 2011. 

ERTEN Ali , Türk Borçlar Hukukuna Göre Bina ve İnşa  Eseri Sahiplerinin Sorumluluğu, Banka ve  

Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü,  

HAVUTCU Ayşe , Türk Hukukunda Örtülü Bir Boşluk: Üre ticinin Sorumluluğu, Ankara 2005. 

İMRE Zahit , Doktirinde ve Türk Hukukunda Kusursuz  Mesuliyet Halleri İsmail Akgün Matba 

ası, 1949. 

KATZENMEİER Christian , “BGB § 823 Schadensersatzpflicht”, No mos Kommentar (Ed.) Barbara Dauner 

Lieb/Werber Langen, 4. Auflage, Nomos  

Verlag, 2021 

KOÇ Nevzat , Bina ve Yapı Eseri Malikinin Hukukî So rumluluğu, Dokuz Eylül Üniversitesi  

Hukuk Fakültesi Döner Sermaye İşlet 

mesi Yayınları, 1990. 

KORKUSUZ Refik , “Hukukumuzda Tehlike Sorumluluğu  Uygulaması ve Yeni Borçlar Kanunu Ta 

sarısındaki Düzenleme”, Gazi Üniversi 

tesi Hukuk Fakültesi Sorumluluk ve Tazmi 

nat Hukuku Sempozyumu, Gazi Üniversi 

tesi İletişim Fakültesi Basımevi, 2009,  

147-209. 

KORKUSUZ Refik/ 

KORKUSUZ Halit ,“Baz İstasyonlarının Yaydığı Elektro manyetik Zararlardan Doğan Hukuki 

108 TAÜHFD/ZtdR – 2021/2 

Sorumluluk”, Yeni Yüzyıl Üniversitesi  

Hukuk Fakültesi Dergisi, 2013, C: 1, S: 1,  

105-126. 

OCAKTAN M. Esin/AKDUR Recep , M. Esin Ocaktan ve Recep Akdur, “Cep Telefonu Teknolojisi ve Sağlık”, Türkiye 

Klinikleri Tıp Bilimleri Dergisi, 2008, C: 28, 

S: 1, 58-65. 

OFTİNGER Karl / STARK Emil W. , Schweizerisches Haftpflichtrecht, Band  II/2, Schulthess Polygraphischer Verlag,  

1989 

OĞUZMAN M. Kemal/ 

ÖZ M. Turgut , Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. I, 18.  Bası, Vedat Kitapçılık, 2020). 

OĞUZMAN M. Kemal/ 

ÖZ M. Turgut , Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II,  15. Bası, Vedat Kitapçılık, 2020. 

OĞUZMAN M. Kemal/SELİÇİ  

Özer/OKTAY-ÖZDEMİR Saibe , Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, 2020. 

ÖZEL Kadir Can , “Hukuki Boyutuyla Baz İstasyonları”,  Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler  

Enstitüsüsü, Yayımlanmamış Yüksek Li 

sans Tezi, İzmir, 2018. 

ÖZSUNAY Ergun , Türk Hukukunda Gerçek Bir Boşluk:  Yapımcının Sorumluluğu (Amerikan ve 

Alman Çözümleri ile “Strasbourg Söz 

leşmesi” ve “AET Yönerge Önerisi”nin  

Işığında Türk Hukukuna İlişkin Düşün 

celer ve “Oluşacak Hukukumuz”un  

Yönlendirilmesine İlişkin Öneriler, BA 

TİDER, Haziran 1979, C. X, Sayı: 1, s. 97- 

PETEK Hasan , Taşınmaz Malikinin Hukuka Uygun Taş kınlıklardan Sorumluluğu (Yetkin Yayın 

ları, 2005). 

ROBERTO Vito , Haftpflichtrecht, Stämpfli Verlag, 2013.

Kürşat-Özer-Doğan 109 

SARAÇ Senem , Türk Borçlar Kanunu’nda Tehlike Sorum luluğu (On İki Levha Yayıncılık, 2013)

SARAÇOĞLU Simge , Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Yapı  Malikinin Sorumluluğu, On İki Levha Ya 

yıncılık, 2019. 

ŞEN A. Fulya/ŞEN Y. Furkan , “Sosyal Medya, İletişim Hakkı ve İfade  Özgürlüğü”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve  

İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2015, C: 17,  

S:2, 122-136. 

TANDOĞAN Haluk , Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı So rumluluk Hukuku Turhan Kitabevi, 1981. 

TEKİNAY Selahattin Sulhi , Taşınmaz Mülkiyetinin Takyitleri, Filiz  Kitabevi, 1988. 

ULUSAN İlhan , Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi ve Uy gulama Alanı, 2. Baskı, Vedat Kitapçılık, 

YÜCEL Özge , Türk Borçlar Kanunu’na Göre Genel Teh like Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, 2014. 

WİDMER Pierre , “Produktehaftung – Konzept und Um setzung” in Produktsicherheit und Pro 

dukthaftung – Neue Herausforderungen für  

schweizerische Unternehmen (Ed.) Walter  

Fellmann/Andreas Furrer, Stämpfli Ver 

lag AG, 2011, 101-119. 

WİDMER Pierre /  

WESSNER Pierre , Revision und Vereinheitlichung des  Haftpflichtrechts, Erläuternder Bericht,  

Bern, 2000. 

ZEVKLİLER Aydın , İmar Kurallarına Aykırı ve Zarar Verici İn şaat, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakül 

tesi Yayınları, 1982.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.